Hiç sevmezdi boğuk havaları; değil içmek nefes almak bile
istemezdi, ama şöyle hafiften esmeye başladı mıydı hemen buzluğun orada alır soluğu;
-buzsuz olur mu? diyerek, hele ki bir de hafiften yağarsa aman sabahlar
olmasın.
Böylesi bir geceydi maviydi de üstelik, pop müzik tadında bir
maviydi gerçi ama olsun geçen gece ki sanat müziği maviliğini aratmazdı, mavi
örtüyordu farkları.Diğerlerinin aksine siyahın değil mavinin kapatıcı gücüne
inanırdı -fondöten gibi olduğuna- doğru mavi ile üstesinden gelemeyeceği yoktu,
yeter ki numarayı şaşırmasın, bunun için mavi kadar yüzü de bilmek gerekir,
yoksa nerden bilecen hangi mavinin gerektiğini, derdi. Uçuk maviden,
lacivertine her tonunu ayrı severdi.Çok kızardı hep mavi gömlek giydiğini
söyleyenlere, Camgöbeği ile Prusya bir olur mu yahu ? der geçerdi.
El yordamıyla buldu yine radyonun düğmesini, hafif hafif
usulca çevirmeye başladı küçüklükten gelen alışkanlık 10Mhz’in üzerine çıkmazdı*,
her gece olduğu gibi konuşma kanalı değil de güzel bir müzik kanalına denk
gelmeyi umut ederek çeviriyordu düğmeyi. Dün şanslı saymıştı kendisini güzel
bir Rum kanalına denk gelmiş sabaha kadar rebetikolarla mest olmuş, gece akıp
gitmişti sanki ellerinin arasından, meze niyetine çalınıyordu sanki bütün şarkılar,
rüzgar bütün o cızırtıları alıp saf müziği –duyguyu- bırakıyordu dışardan aralarında
gizli bir anlaşma varmış gibi görünüyordu.
Aramaya ara verip hamağa hareket kazandırmak istediği sırada
devirdi yerdeki içki kavanozunu**, unutuvermişti bir an oraya bıraktığını, yere atsa bu kadar dağılır mıydı acep? Tuzla
buz oluvermişti, böylesi bir gecede isteyeceği son şey eline süpürgeyi almaktı,
ama eli mahkûm istemeye istemeye doğruldu, yıldız seyrine ara vererek. Bir an
yıldızları suçlayıverdi neden bu kadar yakındılar ki bu gece, ya o Ay’a ne
demeli nasıl bir Yeni Ay O öyle, böyle portakal rengi gibi Ay mı olurmuş?
Bıraktığı frekansta bir şeyler duyar
gibi oldu belli belirsiz; sanki rüzgar bu gece konuşmaları, ezgileri alıp
gürültüyü bırakıyormuş gibi hissetti, ne güzeldi oysa dün. Banyodan süpürgeyi
almaya gittiğinde fark etti diş fırçasını, “O” gittiğinden beri oynatmamıştı
yerinden, atamamıştı da. Oysa “O” öyle mi yapmıştı geldiği ilk gece bütün
fazlalıkları atıverdi hiç kullanılmamışları bile, nasılsa artık buraya sürpriz misafirin
gelmeyecek diyerek.
*bozuk radyolarının –
10Mhz’e kadar dönerdi düğmesi- gece daha fazla kanal çektiğini keşfedince
sadece geceleri açmaya başlamıştı ve her gece yeni bir kanal bulma hayaliyle
çevirirdi dikatle.Çok sonraları dedesi anlatmıştı radyo frekanslarını,kısa
dalgaları, kısa dalgaların uzun dalgalar gibi atmosferi geçemediklerini dünyada
sıkışıp kaldıklarını o dağ senin bu ova benim seke seke gezdiklerini,
kirlendiklerini –parazit- ama asla kaybolmadıklarını, güneşin konumunun bile
onları etkilediğini 7,3Mhz altındakilerin akşam saatlerinde daha iyi yol
aldıklarını ama yaz geceleri daha çok kirlendiklerini merak ettiği her şeyi
anlatmıştı.) ve o günden beri gerçekleri bu dalgalara benzetirdi, belki kirlenecek geç gelecek ama asla kaybolmayacaklar derdi.
** arkadaşı sağolsun bardak neymiş kavanoz dururken diyerek sevdirdi kendisine.
Ellere dillere sağlık , kavanoza gülümsedim :) kulağı çınlasın,
YanıtlaSilKısa dalga frekansına da bayıldım ,
Portakal ay ve hamak ise hayat ona güzel ya :))
aynen sık sık çınlatıyorum bende kulaklarını sağolsun güzel bir miras bıraktı,
YanıtlaSil