27 Aralık 2012 Perşembe

Yazılmamış Mektuplar


Sizin hiç yazılmamış mektuplarınız oldu mu?
Benim hep oldu, kendimden kaçmaktan yorulup kendimi dinlemeye fırsat verdiğim zamanlarda karşılaşırım aynı durumla ve kafamdan akar durur önce kelimeler sonar cümleler. Elime kalemi alıp yazmak istediğimde ise kağıdı kirletmekten bir adım dahi öteye giremem bir türlü kelimeler doğru sıraya girmez o cümlelerde, cümleler bir türlü anlatamaz hissettiremez hislerimi; ve geriye yine sadece kendimi dinlemek yahut yine koşmak kaçmak kalır.
R.H.     
HATAY

12 Aralık 2012 Çarşamba

Lamy Safari Speyşil Edişın

-->
Yazımın giriş ve gelişme kısımlarının asıl bahsetmek istediklerimle dolaylı yoldan, sonuç kısmının ise direk alakalı olacağını belirtmek isterim; uzun bir süredir beni rahatsız eden bir konu ve sözlerim (kendimce uydurduğum) bilinçsiz tüketim çılgınlığı grubuna dahil olan kesimedir.

Efenim bilen bilir bir kaç hastalığımdan biridir kalem hastalığı; kendimi bildim bileli hastasıyımdır kalemlerin pek ayırmasamda versatil ve dolmakalemler önceliklidir bende.Bit pazarlarından, çöpçü pazarına, internet sitelerinden, okul kırtasiyelerine, en lüks mağazasından, işportacılara her beğendiğim kalemi bütçem elverdikçe almaya çalışır  koleksiyonuma katarım.Her birinin yeri ve hikayesi ayrı olsa da her biri size bir hikaye anlatmaz anlatamaz.Burda hikayesi olmamasından bahsetmiyorum hikaye anlatamamasından bahsediyorum hani bir fotoğraf vardır bir anı dondurmuştur sizce bir hikayesi vardır birde fotoğraf vardır baktıkça sizi alır götürür hikayeler anlatır , yaşar durursunuz o çerçevede işte kalemlerimin bazısı da böyledir alır götürür beni.
1999 yazıydı Nürnberg sokaklarını bir pazara rastlama umuduyla adımlıyordum kim bilir belki önüme bir Pelikan M400 denk gelirde alırım diyerekten o sokak senin bu sokak benim dönüp dolaştım lakin kendimi sonunda bir parkın yanındaki kırtasiyede bulunca çaresizce içeri attım kendimi.İçerisi Online ve Lamy standlarından ibaretti; hoşuma giden bir kaç modeli sepetime atıp çıktım, böylece ilk Lamy’ime  (Lamy Safari) kavuşmuş oldum.
 Sonrasında ödüllü olan bu model öyle hoşuma gitti ki seriye bir kaç kalem daha ekledim. Seri neredeyse ilkokul öğrencilerinin de rahatça alacağı şekilde piyasaya sunulmuş olmasına rağmen renkleri ve tasarımı ile bakışları rahatça üzerine toplamakta, safari ve al-star serisi bir kaç yıldır ülkemizde de popülerler tasarımları,ele oturmaları,renkleri, uç seçenekleri ile gündelik kullanım ve fiyat performans olarak üst sıralardalar.
İşte tam bu noktada asıl bahsetmek istediğim konu geliyor çevremde rastladığım stil sahipleri (!), kimi şirketlerdeki satın alma elemanları, muhasebe elemanları yahut şirkette gecesini gündüzüne katıp gözleri uykusuzluktan şiş spor ayakkabı kot pantolonlu tsirhtli teknik elemanların yanından sabah koşusunu yapmış ellerinde karton bardaklı kahveleri ile geçen takım elbiseli abilerim ablalarıma lafım;lamy si olmayanı da bu pozisyonlara getiriyorlar nolur kasmayın ve kendisini varoluş amacı olan yazmak eyleminin dışında kullanmayın. Hadi diyelim ki pahallı bir kalemim var rolünü oynayacaksanız hiç değilse elinizde bir montblanc yahut waterman ile gelin ki ben de sizin hikayenizi merak ediyim, zira ilkokul öğrencilerinin tercihleri arasında olduğunu yukarda da belirttiğim bir kalemin forsuna güvenip geliyorsan sınırın olduğunu da tahmin etmelisin.
Gelelim benim karın ağrımın nedenine arkadaş şu cehaletimizi ve kasıntılarımızı atalım yahu, hazır dünya daha da küçülmüşken hani internet denen olayı bu kadar çok kullanan bir ülkedeyken azıcık da araştırmaya merakımızı doğru bilgiyle gidermeye kullanalım, aynı şekilde canım ülkemdeki fotoğraf çılgınlığı da beni çıldırtıyor (daha doğrusu fotoğraf makinesi alma çılgınlığı pixel yarışları fikon mu döver nanon mu sorunsalları içinde makine seçen yeni model çıkınca fotoğraf üretmemesine ragmen makine yenileyenlere lafım)  öyleki eski sovyet ülkelerinde pazarlarda kilo ile alabileceğiniz zenit, fed, zorki, lomo marka fotoğraf makinelerini moda oldu diye abartı fiyatlara satılmasını da anlayabilmiş değilim.
Aldığınız ürün ne olursa olsun amacına ve amacınıza hizmet etmiyorsa gerçekten boşuna para vermişsiniz demektir.
Not:Kesinlikle bir yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemem lamy benim de severek kullandığım kalemlerimden biri heleki belirttiğim gibi o fiyat aralığında böylesini bulmuşken elimden düşüremediklerim arasında, aynı şekilde gerek Smena Symbol’um olsun gerek Fed 5c’im gerekse Lubitel 166’ım olsun kullanmaktan zevk aldığım makinelerimden sadece birkaçı ancak elbisesine yakıştı diye Diana f i takı niyetine alan insanlar gördüğümden beri kendime gelebilmiş değilim.Yazımın başında da belirttiğim gibi konudan uzaklaşmış yada konu içinde konu açmış olabilirim.Ancak bilinçsiz tüketim çılgınlığımızı bir de cehaletle birleştirip aldıklarımızın kendimizi bir mok sanmamıza neden olmasına dayanamadım,ne olur buna izin vermeyin.
Sevgiyle kalın.
                      R.H.     
HATAY

7 Aralık 2012 Cuma

Peki..

Gecen zaman üzerine ne zamandir yazi yazmak istiyordum. Uzun zamandir ihmal ettigim, nadide ve güzel insanlarin olusturdugu bu sayfaya yazmak, ilk yazim acisindan iyi bir firsat benim icin.

Zamani nasil tanimlariz ki. Olaylarin sikligiyla. Ne de olsa günesin dogus ve batisi da bir olay degil mi? Peki bizim olaylarimiz nasil etkiliyor zamani acaba. Bunu düsünür oldum son zamanlarda. "Zaman iki boyutludur. Günes zamanin uzunlugunu, tutkular ise derinligini belirler." demis yazarin teki. Ne kadar derin yasiyoruz ki zamani?

Yasanan olaylar disardan tamamen bizim secimlerimizin birer yansimasi gibi gözüküyor. Ancak bence aslinda öyle degil. Bu "reklamlardan" olusan dünyada hangi secimimiz gercekten bize ait ki? Yigit'in yazisini okuduktan sonra aslinda zamanla secimlerimiz ve yasanan olaylar arasindaki bag üzerine kafa yormam gerektigini farkettim. Yani insaniz ve secimlerimizden pisman olmamak gerekliligi konusunda kendimizi sürekli ikna ederiz. Bu yolu seceriz. Bence dogru bir yol ki zaten insan denen varligin "pisman olmak" gibi bir aptalligi gün boyu sürekli yapiyor.

Yasanan cag öyle bir cag ki beynimizin ici reklamlardan olusan bir bilincalti kutusu haline dönüsmüs durumda. Neyi secmemiz "gerekliligi" bize sorulmadan coktan düsünülmüs bile.

Bu acidan düsündügümde bilincaltim su zamana kadar karsima cikmis ve geride biraktigim insanlari da coktan benim yerime düsündü mü acaba? Cünkü ben geride biraktigim zaman icerisinde hayatimin icine girip cikmis insanlarin ve o insanlarin bende yarattigi olaylarin "anlamsizligi" ve "nedensizligini" cözmekle ugrasiyor-d-um. Ancak 17 mayista cözdüm bunu. Cünkü hayatimin aski Mel ile tanistim. Acilarla kavrulmayi seven bir millet olarak bizi de bu paklardi ya! Ayni aciyla yanip, en beklenmedik anda, en beklenmedik yerde bulusmak..

Insan nedensizligin aslinda olmadigini rasyonel bir sekilde görebiliyor da "bosa" harcanmis zamanin ve enerjinin öfkesini unutamiyor.

Neyse, önemli olan geride birakmak, degil mi? Öyle..

Yigit de Razik da ben de mühendisiz.

Yeryüzünde gercek anlamda "mühendislik" yapan, yani insan denen varligin yasamini kolaylastirip gelistirmek icin bir katkida bulunan bir insan kaldi mi acaba?


Bilim gelisiyor, mühendislik de gelisiyor, ülkemizde 400,000 (yaziyla dörtyüzbin) mühendis var. Türkiye daha güzel bir yer mi? Ya da ülkede yasayan insanlar daha rahat, daha refah mi yasiyorlar? Ülkede her türlü istatistik yapiliyor ya, birim basina düsen teknoloji gelisimi nedir mesela bunun istatistigi yapilsin istiyorum.

Yani bu teknoloji senin benim icin mi yapiliyor? Yoksa bir otomobil firmasi yilda 100,000 tane daha araba satmasi icin mi? Ya da bir telefon markasi zaten kullanici icin ömrü artik 2 sene olan karlilik oranini yükseltip, piyasadaki payini yükseltmek icin mi? Ya da tüketim manyakliginin sonu gelmemesi icin mi? Ne icin yani?

Kendi acimdan baktigimda mühendisligin bu ülkede bir gecerliliginin kalmadigini düsünüyorum. Ne icin, kimin icin? Hangi sebeple? Hangi idealle?

Ortalama bir mühendisin 5-6 sene sonra kullandigi tüm programlari birakip Excel'e dönüsüp, bir "menecir" olma süreci icin mi? Bunun icin mi senelerce ebemiz sikildi yani? Melimin deyimiyle "Peki...".

O yüzden sanirim en dogrusu su kendinle basbasa kalip konusmak, neyi tutkuyla istedigine karar vermek. Tabi bunun icin insanin reklamlardan daha önce icine ulasmasi lazim.

Ben kendi adima, sevdigim kadinla hayatimin bir müzikten ibaret olmasini istiyorum. Detaylarini ise yasadikca burdan paylasirim artik. :)

Ilk yazim böyle oldu, gene konusacak seylerimiz olacak. Görüsürüz... :)



27 Ekim 2012 Cumartesi

Nerden Çıktı Bu Blog Fikri?

Ankara'da güzel bir bahar günüydü sanırım gerçi güzelliğinden biraz şüpheli olsam da bahar olduğunu net bir şekilde hatırlamaktayım, üç üniversite arkadaşının bir şekilde bir araya gelişiydi.Rutin bir sabahın (hoş ikisi için rutin olan Bira + Muhammara -ki genelde bir önceki geceden kalan mezelerden dökülmeyendir- ile oluşmuş bir kahvaltıydı) ardından  bu gece ne yapsak ne etsekte portakal suyu kafasına erişsek diye başlayan muhabbette eldeki malzemelerden kokteyl üstadımız ki kendisi Aybars oluyor yaptığı karışım ile  oturmuş El Salvador'un sosyo-ekonomik yapısı hakkında tartışırken ortaya çıktı, çıktı çıkmasına ama gelin görün ki sonra her birinin yolu bir yere çizildi sahipleri bu yol çizgilerini takip ederkene bir şekilde bu fikirden uzaklaştı arada denk geldikleri diğer arkadaşlarına bu fikirlerini açtı onlardan da -tamam aga bende varım desteğini gördüler ama bir türlü işe başlayamadılar derken ilk yazı geldi.O gecenin üzerinden zaman geçsede yani demek istediğim aslında kısaca şu o gecenin gazı bir yere kadar olsa da halen aynı fikirde aynı görüşteler yazmak iyidir güzeldir candır,kişiye verdiği rahatlıkta cabası.
İşte bu blog fikri de böyle ortaya çıktı, bir süre sonra her biri kendi alanı ile ilgili daha çok yazı yayınlayacak olsa da işin kalitesini artırmak amacı ile tekrar bir araya gelmelerinin ve portakal suyu kafasına erişmelerini gerektiğini düşünüyorum.
R.H.
İzmit

Siz Kime Benziyorsunuz ?

 Muhtemelen aklınızın erdiği ya da hafızanızın sizi zorlamayıp yanıltmadığı günden beri kulağınıza çalınmıştır aile,arkadaş,eş-dost arasındaki; annenize mi babanıza mı çektiğiniz  sorusu.
Düne kadar bunu üstelemeden sorgulamadan hep bir tarafa daha yakın olduğumu düşünmüştüm, ancak dün hararetli bir tartışmanın ortasında tamda ilginin başkasında olduğu zamanda ortaya atlayarak bütün ilginin odak noktası olup konuşmaya başladım birde üzerine bir iki el hareketi ile konuştuklarımın altını çizermişcesine  havada çizgiler çizince tartışma bambaşka-oysa tek amacım sadece söylediklerimin dinlenmesini sağlamak içindi- bir yönde ilerlemeye başladı evet belki tartışma tam istediğim gibi sonuçlandı haklı çıkmıştım ama benim için asıl önemli olan tartışma değil o esnada gerçekleştirdiğim hareketin bende uyandırdığı duygular oldu, birden aklıma babam geldi yıllardır babamın tartışmalarında gayri ihtiyari mi yoksa bilinçli mi yaptığını bilmediğim bu hareket bana komik gelse de mesajı gerekli yere ilettiği için saygı duymuşluğum vardır ,ben bilinçsizce yapmıştım ama yapınca yüzümde oluşan tebessüm sanırım hatıralardan dolayı oluştu.
 Ben kime ne kadar benzediğimi, kime ne kadar çektiğimi her doğan günde başıma gelen olaylarla daha da bir netleştiriyorum.
Peki ya siz ?

9 Ekim 2012 Salı

giriş..

aslında herşey bir anda kafama dank etti bergamo milano arası otobüste yanımda oturan gana'lı telefonda bağırarak italyanca konuşurken.. tabii uzun bir hazırlık ve merakla bekleme süreci vardı ama insan anca içine düşünce birşeylerin farkına varıyo.. aslında bizim sabiha gökçen'de xray'den o 12şer santimlik bıçaklarımı, irili ufaklı bisürü kesici aleti hiçbir uyarı veya polis tarafından başıma gelmesini öngördüğüm girişimlerden hiçbirini yaşamamak; sonrasında bergamoda belkide hayatımın en hızlı pasaport kontrol geçişime tanık olmak... ilginç..

evet dakika 1 gol 1 itiraf geliyo.. ben niye düzenimi/rahatımı bozup bu olaya atladım. deli miyim? belki de öyle ama içim bi garip oldu. bu duyguyu ilk tekbaşıma moskova'ya gittiğimde ve metroda yolumu bulmaya çalıştığımda yaşamıştım.. sonra olayı renklerden kril alfabesinden falan çözdüm aksine bu delilik tatlı gelmeye başlamıştı. 

neyse bu karışık duygularım milano central'e gelince kendiliğinden geçti.. ne demişler: düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye üzülme; nereden biliyorsun hayatının altının üzerinden daha iyi olduğunu.. 

orada beni bekleyen otobüste ALMA'da bizimle kombine olacak 8 americano ile buluştum. bu gringolarla anlaşmak her zaman güç olmuştur ama iyi çocuklar biri milano dış mahallerinden birinde -aaa art-nouveu balkonlara bakın ne hoş.. falan dedi hoşuma gitti. benden hariç diğer 7 turco bologna'ya gelip ordan parma'ya geçiş yaptıkları için onlarla colorno'da buluştuk, onlar da iyi çocuklar.. hepsinin buranın küçük bir kasaba olmasından ve gelecek staj periyotundan gözü korkmuş..

ee tabi tatile değil çalışmaya geldik.. benim şu an motivasyonum yerinde. ilk yemeğimi bile pişirdim. civardaki marketten aldığım güzelim de cocco spagettiye rossopomodoro -domat :)- ve kuşbaşı domuz füme ile bir sos yaptım.. yanına Angelo Poretti Splügen diye bi bira aldım ama pek beğenmedim.. bizdeki carlsberg falan gibi bayık içimli..

yarın sabah erkenden kalkıp okula gideceğiz; bakalım neler gelecek başımıza..

4 Ekim 2012 Perşembe

MÜHENDİSLİĞİ BIRAKMAK


öyle bir ülke ki kendi yaşamından, beraber hayatını geçirdiği insanlardan sıkılmış; geleceğine umutla bakamayan, tüm gün verimli ol-a-madığı / sevmediği bir işi yapıp akşam eve gidince yine sonraki ve sonraki günü düşünüp sıkılan ama bunların sonucu hayatını daha farklı bir yöne döndürmek için hiçbir umudu bulun-a-mayan insanların yaşadığı..

ama hayır.. şu ülkede kendini şanslı hissedebilecek küçük bir azınlık içinde olan birinin bunları söyleyip mızmızlanması, bunları kendine koz olarak görmesi ve kendi tatlı keyfine alet etmesi en haincesi. ama ne demişler komünizm 20.yy'da yıkıldı çünkü o bayrağı sadece burjuvanın zengin çocukları taşımaya çalıştı işçi sınıfı değil.. net bir şekilde 90'larda çocuk olan -bizim nesil- aslında biz de onlar gibi olmayalım diye sevgili ebeveynlerimiz tarafından apolitik yetiştirildik. çoğumuz ergen dönemlerinde yalandan rockçı/punk falan oldu, ucundan solcu/greenpeace'ci falan olanlarda az değildi. fırsatı olan çocuğu en iyi mesleklere sahip olsun kendi özgürlüğün kavuşsun diye istediklerini yaptı, fırsat verdi, okuttu, belki şımartmadı ama her istediğini yaptı..

ben -tabii ki yönlendirmeler olsa da- kendi isteğimle mühendislik okudum. keyif aldım, merak ettim ve asla pişman değilim. bu yollardan geçmeseydim aynı kafa yapısında olabilir miydim bilmiyorum. ama insan zihni başka -oyalayıcı- şeylerle meşgul değilse çok tehlikeli olabiliyor. hep hayatı ile ilgili farklı farklı dönemeçler alma isteği zihinde filizleniyor. evet belki bizi korumak için apolitik yetiştirdiler ama içlerindeki "o" geni, özgürlük ruhunu, belki ucundan da olsa "çiçek çocuğu"nu bize bulaştırdılar.. 

iyi ki de olmuş, iyi ki de -aslında yaşadığımız karambol dünya için hafif bir delilik sayılabilecek- bir karar verdim ve uygulamaya koydum. arkamda ne ailemden ne de çevremdekilerden hiç bir şeyi kırıp dökmeden, bunca uğraş üstüne sahip olduğum mühendisliği bırakıp aşçı olmaya karar verdim..
ülkemizin deli metropolü istanbul yeni bir kaçığa bunun sonucu sahip oldu. hatta hesaplamıştım istifa ettiğim -bana hertürlü imkanı sağlayan, ihtiyacım olandan daha çok maaş veren- işimde 2011 yılı boyunca beş kuruş para harcamadan 12 farklı ülke bile gezmişim -ki seyahate taparım-. neyse şimdiye kadar kimseye bir zararım yok. önce İstanbul'da bir akademide aşçılık okumaya başladım. 4 ay sonunda canım fransız mutfağı temelini bünyeye alıp bir bolu/mengen panayırı olan istanbulumuzun boğaziçindeki 5 yıldızlı otellerinden birinde bir 4 ay daha kendimce çok keyif aldığım ve hergün yeni şeyler öğrenip bu yeni sektörüme yavaş yavaş piştiğim stajımı belki yorularak ama kendime güvenim ve bu işe heyecanım artarak, bir sürü güzel insanla tanışarak başarı ile bitirdim..

tabii bir işte profesyoneli olmak için o işten para kazanmak gerekmekte ama daha yolum uzun şimdi sırada bir italya maceram var. italya'nın en iyi aşçılık okullarından birinde 2 ay geçireceğim. nelerle karşılaşacağım konusunda şimdiden çok heyecanlıyım. sonrasında 5 ay italya'nın herhangi bir şehri/kasabası'ndaki bir lokantada da staj yapacağım. elimden geldiğince de hem aklımdan geçenleri hemde yaşadıklarımı burada paylaşacağım.. 

şimdilik bu kadar..