27 Nisan 2014 Pazar

Zenit 3M






Zenit 3M



Soğuk savaş yıllarına kadar dayanır Zenitlerin tarihi.Aslında savaştan güzel şeyler nadir kalır buda böylesi bir şey olsa gerek.
     Barbarossa Harekatı’nın ardından Kızıl Ordu’nun hassas optik eleman ihtiyacı arttı (halihazırda kurulu olan fabrikalarda savaş nedeniyle ulaşım ve üretim sorunu olduğundan) Moskova’da teleskop,dürbün ve keşif kameraları üretmek amacıyla KMZ ( Krasnogorskiy Mechanicheskiy Zavod - Красногорский механический завод ) kurulur.Savaş sonrasında 1945 yılında KMZ fotoğraf optiğine yönelir ve fotoğraf lensleri üretmeye başlar, 1948 yılında da FED ve Leica II ‘lerin kopyalarını Zorki (Зоркий, keskin görüşlü ) adı altında üretmeye başladı (ki  zaten FED  o yıllarda Leica kopyaları üretiyordu*.)
     1950 lerde firma Ar&Ge’ye ağırlık verir ve yeni ürünler çıkarmaya başlar bunlarla birlikte Zorki bir kopya olmaktan çıkar ve kendi özgün çizgisini oluşturmaya başlar, bu yeni çizgide de en etkileyicisi bizim hikayenin esas kahramanı olan Zenit (Зени́т, doruk –zirve) ortaya çıkar.
     
     Zenit, Zorki’nin telemetrik gövdesi’ne (rangefinder body) dayalı SLR (single lens reflex) bir makinedir.İlk Zenit 1953’ten 1960’ların sonuna kadar 1,2M adet üretildi.Şimdi de bu hikayenin esas kahramanına yakından bakalım.

     Zenit 3m, Zenit’in üçüncü nesil kamerası olan  Zenit 3’ün bir nevi geliştirilmiş modeli (Zenit 3 1960/62 yılları arasında üretildi üretim maliyeti yüzünden de sadece iki yıl üretildi),aslında tasarım dışında pek bir değişiklik yapılmadı diyebiliriz.Abisinden daha küçük olan 3m sadece film yükleme kapağında farklılık gösteriyor abisi gibi alttan kapaklı değil de yana açılan kapağa sahip.Değişik isimler altında bir çok ülkeye ihraç edildi.(Global / Avustralya, Revueflex /B. Almanya, Zenith / İngiltere ..).Sadece Gri renkte üretildi ( Belarus için üretilen bir seride ise siyah rengi mevcut olduğu söyleniyor, bir koleksiyoner abimizin elinde mevcut lakin konuyla ilgili herhangi bir bilgiye ulaşamadım)


Üretim Yılı:
·         1962-1970
Üretici:
·         KMZ
Kare Boyutu:
·         Leica Format / 135mm / 24x36 mm.
Standart Lens:
·         Industar-50 (ИНДУСТАР) 50mm f/3.5-f/16
·         Filtre Çapı: 49mm
·         Netleme Mesafesi:0,65m - ∞

Obtüratör/Perde Hızı:
·         1/30s, 1/60s, 1/125s, 1/250s, 1/500s + B.
Adet:
·         781.678.
Netleme:
·         Elle vizörden netleme halkası ve lens üzerinden mesafe tablosu
Perde:
·         Plastik kaplı ipek kumaş,yatay eksende çift örtüm.

Ayna:
·         Anında kurmasız (ayna perde açılışından sonra pentaprizma üzerine gelir ve tekrar kurulana kadar vizör görüşünü de engeller.)


Flaş Senkron Soketi:
·         Ön tarafta, X sync 1/30
Flaş Ayağı:
·         Cold Shoe (sabit olmayan isteğe bağlı takılabilen)
Zamanlayıcı:
·         Var, On Saniye
Tripod Soketi:
·         Var, 3/8”
Gövde:
·         Metal
Ağırlık:
·         1366g


Perde


Deklanşöre Basıldıktan sonra aynanın konumu

Tekrar kurulma sonrasında aynanın konumu








*Leica kopyaları FED’ler günümüzde bilinçli ya da bilinçsiz bir çok koleksiyonerin  koleksiyonunda yer alıyorlar. Tam yerini hatırlayamadığım bir Fotoğraf Makinesi ustası tarafından piyasadan toplanan FED ler ustalıkla üzerleri kazılarak gerekli materyallerle kaplanıp, üzerlerine Leica markası kazılıyor öyle ki işi bir üst basamağa götürüp kimilerine gamalı haç bile işleniyor(savaş yıllarında Alman subaylarına casusluk ve bilgi toplamaları için Leica’lar dağıtılmış).Kısaca sizlerde benim gibi 300-400$’a böylesi bir Leica’ya denk gelirseniz alamadım diye üzülmeyin,malum fiyatı bunun çok ama çok üzerinde,lakin sıkı bir pazarlık yapıp alınırsa tadından yenmez.

Barışın hiçbir zaman yitmemesi dileği ile

Son olarak Bertolt Brecht’ten gelsin.
“Savaş İstiyoruz!”
En önce vuruldu
Bunu yazan.
Saygılarımla   
R.H.         
Samandağ    

16 Nisan 2014 Çarşamba

kuşlar... şiirler...  ve ölü aşklar
ne tuhaf
insanı mahveden yine kendisi
ilmiği takıp boynuna
hoşuna giderken esaret
o ki tüm duyguların zalim efendisi
ah ne tatlı ne sinsi
kınında bir bıçak
tetikte
ne tuhaf
gıdıklanıyor kestiği yerler
itaat var ette kemikte
daha çok istiyorum sanki
korku... tutku...ve esir ruhlar
ne tuhaf
bir taraf aşık ölesiye
bir taraf
kusursuz ölüm mühendisi



Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...

15 Nisan 2014 Salı

Parker FP-1 nam-ı diğer Parker Vector Fountain Pen







Parker Vector  pek eski bir seri olmasa da Parker’in amiral gemilerinden biri olarak yoluna devam etmeyi başarmış bir seri, kısaca tarihine değinecek olursak.
Auto Japan firmasının (OHTO)1963’de   tükenmez (ballpoint) kalemlere alternatif olarak bulduğu Roller Kalemler  piyasaya hızlı bir giriş yapmış ancak damlatma,geç kuruma gibi bazı sorunları halen çözülmemişken bu sorunları farkeden Parker birsüre sonra bir çalışma ekibi kurarak yaklaşık beş yıllık bir çalışmanın ardından  1975’te yeni kalemi RB-1’i tanıtır (uç kısmındaki bilye ufak bir bacınç uygulandığında içeri girerek mürekkebin rahatça akmasını sağlıyor kalemi kağıttan kaldırdığınızda ise bilye yerine geçerek mürekkep akışını kesiyordu.) 1981 Temmuz’da İngiltere’de, 1981 Eylül’de ise A.B.D.'de satışa sunulan RB-1 Noel öncesine kadar 2.000.000’dan fazla satış yapar.1984 yılında RB-1 ailesine FP-1 dolma kalem eklenir abisi gibi hayatına kısaltmalarla (Fountain Pen 1) ve sadece M ve F uç seçenekleri ile giren FP-1’e piyasaya girmesi ile isim aranmaya başlanır ve  Mart ayında bütün seri  “Vector” adı ile hayatına devam eder, ancak 1984 yılı sadece ismi değil tasarımı da etkiler 84’ün sonlarında genel hatları ve boyu aynı tutularak sadece tutma yeri uzatılır haliyle kapağı uzar ve orta kısım kısalır.
RB-1 I ve RB-1 II
Dört renk ile piyasaya sunulan Vector (Siyah,Koyu Mavi, Bordo, Beyaz) zamanla Special,Mode(mavi çizgili,yeşil çizgili, kırmızı çizgili),Sport (ateş kırmızısı, gök mavisi, sahra sarısı) ve Black & White (siyah beyaz desenler) serileri ile zenginleşir.2010 yılında İngiltere Newhaven’da bulunan Parker fabrikası kapanır ve vector serisi Hindistan ile Çin’e taşınır.

Kartuş ya da çevirici pompa ile kullanılabiliyor, eski pompalardan bulacak kadar şanslı değilseniz yeni pompaların mürekkep kapasitesinden şikayetçi olabilirsiniz,M ve F uç seçenekleri olsa da piyasada neredeyse sadece M olanına rastlıyorsunuz.Arada bastırarak yazdığımdan çelik uçlu olması ve neredeyse hiç esnememesi işime geliyor, buna rağmen gerçekten ıslak bir yazı sağlıyor (yoğunluğu az mürekkep kullandığınızda çantanızdaki sarsıntılarda akması işten bile değil).Yine de rahatlıkla Parker Vector piyasada bulunabilecek bütçe dostu dolma kalemler arasında en güçlü alternatif, şu an piyasada plastik ve çelik olmak üzere iki çeşidi bulunuyor, ülkemizde pek özel serilerine rastlanmasa da plastik serilerin değişmez dört rengi (bordo,siyah,mavi,beyaz) ve çelik kolayca bulunabilir. (plastik ~20/25 TL çelik ~30 TL) Plastik olanlar zamanla çatlayabiliyor.


Gayet hızlı bir şekilde temizlenebiliyor neredeyse her parçası söküldüğünden içinde en ufak bir mürekkep kalıntısı bile bırakmadan temizleyebiliyorsunuz.Uç kısmını sökmek isterseniz ok ile gösterilen girintiden çekerek çıkarabilirsiniz, sökmeden temizlemek isterseniz eğer Ali Bey’in bahsettiği Şırınga Kartuş ikilisinden oluşan şöyle bir aparat ile (Ben Lamy kartuş kullandım Parker’e de uyuyor) birkaç defa içine suyu çekip boşaltarak rahatça 
yapabilirsiniz.Kendisine tekrar teşekkür ederim







Saygılarımla.


R.H.     
Samandağ

11 Nisan 2014 Cuma

tükenmişlik sendromu



acaba Mustafa Kemal neler hissetti? para yok,imkan yok, güç yok ne cesaretle savaşı göze alabildi kim bilir? Koca bir ülkenin kaderini değiştirdi

hani hayatını değiştiremiyorsun da aslında istesen değiştirirmişsin gibi kendini kandırıyorsun ya kendine yakışanı yapıyorsun aslında.. 
mesela yapamadığın şeyleri aslında istesen yapardın da istememişsin gibi.. hiç farkı yok 

emrah serbes diyor ki en az 3 kişiliklidir insan, biri kendisi, biri olmak istediği ve diğeri de ikisinin arasında sıkışıp kalan... ne kadar doğru... cennet, cehennem ve araf.. bi zaman bi yerlerde okumuştum en büyük cezanın arafta kalmak olduğunu, en günahkarlara verilirmiş...

mutsuzluğun kişilerle değişiyorsa mutsuz ediliyorsun demektir.. bunu fark ediyorum, ne acı... ve hayatımı değiştirmiyorum istesem değiştirebilecekken..

şimdi arafta dolanıyorum sıkışıp kalmış bir halde,mutsuz,gözleri çökmüş ve saçları kirli.. oysa değiştirebilirdim..korkak..kuşlar..şiirler...





Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...

8 Nisan 2014 Salı

kahramanın ikilemi

sıktır ikileme düştüğümüz anlar;
keyfi değil de zoraki tercihlerimizde fazlacana canımızı sıkar.

Tercihlerinizde işin kazançlarını mı düşünürsünüz yoksa kayıplarını mı ? Kim bilir belki de her ikisini  tartıyor,ölçüyor, biçiyorsunuz.

Kazançlardan ziyade kayıpları önemseyenlerdenim.Bir de zamana karşı olduğumuz durumlar var hani hep zamanın kazandığı işte böyle bir zaman için söylenmiş olsa gerek şu cümle;


                            " kılıcı tutmazsam seni kurtaramam,
                               kılıcı tutmaya devam edersem seni kucaklayamam"*






* yazarı ya da söyleyeni  bilmediğim not defterimde karşıma çıkan bir cümle bir yerlerde duymuş,okumuş yahut uydurmuş olabilirim.






          R.H.          
Adana        

7 Nisan 2014 Pazartesi

Güle Güle Ubuntu One



                                                         
Güle Güle Ubuntu One;


2004 yılıydı Ubuntu diye bir işletim sistemi dağıtımından haberdar olduğumda, o zamanlar internet böyle vızır vızır değildi (hoş şimdilerde de ne vızır ne vızır) yani bir şarkıyı indirmek için çay demlediğimiz zamanlardı sitelerinde isteyen herkese deneyebilmesi için ücretsiz yolluyorlardı (sonraları işin içine kubuntu-Kde arayüzlü-, edubuntu –eğitim ağırlıklı okullar için- , xubuntu –hafif sürüm- de yollanmaya başlandı) hemen talepte bulunup acaba gelir mi ? sorusuyla zamanımı geçiriyordum ki şaşırtıcı bir şekilde 10 günde elime geçmişti.İşte  aramızdaki ilk aşk böyle başladı öylesine sevdim ki kendisini; bilgisayarın bilgisayar benim ise sahibi olduğumu onun sayesinde öğrenmiştim.Neredeyse önüme her geçen dağıtımıda elimdeki bilgisayarlara yüklemeye denemeye, bozmaya,öğrenmeye başladım.


Bir gün firmada elimdeki bilgisayara ubuntu yüklerken ubuntu one ile tanıştım o zaman yurtdışında çalışıyordum, hemen ısınıverdim kendisine yetmedi firmadakiler de ısınıp sahiplendiler şubelerden bilgileri aktarmak için ona güveniyor ftp sunucumuzu bile bu kadar yoğun kullanmıyorduk (hal böyle olunca ftp sunucumuz daha başka medyaların paylaşım merkezi oldu,halen elimdedir sunucumuzdan çektiğim üzeri rusça dublajlı house m.d. serisi), ücretsiz o kadar çok servis sağlayacısı olmasına rağmen kendileri ile olan geçmişimizin hatırına ücretli üyeliğimi de aldım yıllardır kullanıyorum.

Ne yazık ki bu ilişkimiz uzun sürmedi dün üzücü bir e-posta ile bilgilendirildim “We are writing to you to notify you that we will be shutting down the Ubuntu One file services, effective 1 June 2014.” Sanırım her güzel şeyin gibi bununda sonu gelmişti. Hak vermiyor değilim şu an piyasada bulunan rakipleriyle baş etmesi gerçekten zordu, ama gerek işletim sistemiyle olan entegrasyonu gerek cep telefonu uygulamasıyla mükkemmel çalışmasından üzülmemek elde değil.

Umarım kalan sağlayıcılar hiç değilse kendisinin bu özelliğini örnek alır ve bize sorunsuz uygulamalar entegrasyonlar sağlarlar.



Son olarak bir büyüğümüzün söylediği gibi “ … bu bulut sistemi dedikleri bir şey var, son zamanlarda … bu bilişim fazla kafa yorarsan sıyırırsın…

Saygılarımla

R.H.       
Sazlıca / NİĞDE