23 Haziran 2014 Pazartesi

Saat.

... geç kaldım sanırım, yetişmem lazım şu otobüse ama emin değilim saatten nasıl uyandıysam; saat kaç? var mıydı bir saatim? Vardır canım muhakkak saati olmayan muhasebeci mi olurmuş, sonra aklımdan nasıl oyunlar uydururum o rakamlara bakarken, mesainin bitmesini beklerken. Müdür geldi bak aklıma ;ah o müdür yok mu o müdür hiç sevmez beni bilmiyorum mu sanki, ama sesini de çıkaramaz bana koz var ya elimde yoksa tutarmıydı beni bir dakika sanıyorsun.
Hay aksi yine kestik iyi mi, kör bıçakla traş olsam bu kadarı olmaz heralde, ama hep bu "orjinal abi"lerden oluyor bulunmuyor ki bu aralar şu jiletin orjinali, üç kağıtçılar!Kan taşı da bitmek üzere akşama unutmuyum bari.
Tam zamanında çıkmışım şoför kapı kapatmadan vardım, şanslı günümdeyim sanırım hiç kuyruk beklemedim ee nasılsa hep ayakta geliyorum.Evet evet kesin şanslı günüm bugün baksana otobüs bile ineceğim durakta bozuldu yoksa nasıl anlatırım durumu o kasıntıya, inanırmıydı sence adi bir bahane der pis pis gülerdi yüzüme bahane yaratamamışım gibi.
Gün hızlı akacak bugün belli şimdiden akşamda aklım dur biraz tersi olmamalı mı ? zaman akmıyor sanki demem gerekmez miydi ?Neyse ne geçti gitti baksana çoktan gelmişim Ulus pazarına, nedense diğer tarafından girdim bu sefer, bağrışlar arasında ilerliyorum, pazarcılara yasak gelmişti bir ara ne oldu sahi ona? Olmaz canım "her taze bunlar abla" diye cığırtana inanılır mı hiç? hem üzülmez mi sence Ahmet abi, hem geçen hafta söylemiştim geleceğini bekliyordur o da beni.Tanımaz mı ? tanıyor tabii kaç yıl oldu, hangi balığı sevdiğini söylediğim zaman tahmin etmişti nereli olduğunu "en iyi onlar bilir tadını hele az uzak kalıversinler hemen ararlar tadını" demişti.;ayırmıştır şimdi tazesinden iki tane.
Meze yapmadım zaten,öyle demezmiydin iki yeşillik bol muhabbet hadi prozit!Yalnızız bu gece, sadece sen yıldızlar bile yok, hem baksana sana daha çok yakışıyor, bana bile bu kadar yakışmıyorsun bazen. şu asilliğin, suyunu bile ekerken nasıl da bakıyorsun, hiç farketmedin değil mi ?
Geç oldu, yine mi gideceksin? Kalsan ya bu gece yine eskisi gibi ayrı yatarız tavana yıldızları yerleştirir yönümüzü bulmaya çalışırız.Sabah uyandırman şartıyla, çaylar benden elbet, saatimi bulamıyorum da...

18 Haziran 2014 Çarşamba

mevzu bahis yaşamaksa..


mevzu bahis yaşamaksa içine eder gibi yaşıyorum..
uzun soluklu oturup bacaklarımı ağrıtarak
fıtık başlangıcıdır oysa tüm bunlar
biraz da geçmişim gibi
ardımda gözler bırakıp ağlatarak

mevzu bahis yaşamaksa içine eder gibi yaşıyorum,
oturduğum yerde terleyip sırılsıklam
kim bilir bahar nezlesine tutulurum
başım döner biraz da içmişim gibi
muhtemelen çabuk unutulurum

mevzu bahis yaşamaksa içine eder gibi yaşıyorum..
kalkıp gidemiyorum, öğrenilmiş çaresizliğin dibi
reseptörlerim yorulmuş artık beynime iletmiyor
ama ben bunları çoktan geçmişim gibi
alışmışım bu hayat zihnimi kirletmiyor

mevzu bahis yaşamaksa bombok
iyi beceriyorum
hem de çok
öyle şık duruyor ki üzerimde
adeta bir madalya gibi taşıyorum
mevzu bahis yaşamaksa bombok
evet ben de içine eder gibi yaşıyorum


Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...



16 Haziran 2014 Pazartesi

Pelikan





Firmanın kuruluşu 1832’ye (Hannover,Almanya) kendi mürekkebi ve rengini bulan Carl Hornemann’a kadar dayanıyor ancak firmaya altı yıl sonra yeni bir ortağın katılması ve resmi olarak kuruluşu ellerinde bulunan ilk fiyat listesinin tarihi olan 28 Nisan 1838 olarak kabul ediliyor.
Firma o dönemlerde Anilin Boya üretimi yapıyordu.1863’te firmada sadece 8 Kadın ve 6 Erkek çalışıyordu o yıl Hornemann firmaya  kimyager ve müdür olarak Günther Wagner'i işe alır,Günther firma içinde büyük işler yapmaya başlar ve 1871’de tam manası ile Pelikan firmasını devir alır, 1878 yılında Günther firma için kendi ailesinin de amblemi olan “Pelikan” logosunu kullanmaya karar verir

Zaman içinde Logo'nun değişimi.(Dikkat ederseniz ilk Logo'da Anne Pelikan göğsünü  parçalıyor)



 
2003'ten beri kullanılan güncel Logo


 ( Pelikan Hiristiyanlık’ta kullanılan betimlemelerdendir “Kefaret ve Halaskar” olarak kabul edilir ve Hz.İsa’yı temsil eder.Çeşitli dönemlerde heykel ve ikonalarına rastlanılır. Kıtlık zamanında Anne
Pelikan gagası ile kendi göğsünü parçalayarak yavrularını besleyip onları açlıktan kurtamaya çalışır.Edebi olarak ise Pelikan betimlemesi Dante’nin ilahi komedyasının son kısmı olan “Paradiso” –cennet- e karşımıza çıkar.) O yıllarda henüz ulusal patent sistemi olmadığından sadece Alman makamlarınca korumaya alınır. (1896 yılında Almanya’da patent kurallarınca koruma altına alınacak)


Firma 1880’de her geçen gün biraz daha büyüyüyordu, ve 1881’de üretim için yeni bir bina dağıtım içinse at ve at arabası almışlardı. Avustralya,Italya,Belçika,Rusya ve Uzak Doğu  için satış müdürü olarak Fritz Beindorff işe alınır.


O yıllarda halen divit ve hokka revaçtaydı ancak sigortacı olarak çalışan Lewis Edson Waterman yeni çıkan bir dolma kalemi denemek için alır ve kendisi için önemli olan bir poliçeyi imzalatmaya çalışır lakin kalem yazmaz, birkaç denemeden sonra kalem anlaşmanın üzerine mürekkep damlatıp anlaşmayı berbat eder, Waterman ofise gidip yeni bir anlaşma alana kadar müşteriyi de rakip sigortacıya kaptırmış olur; bunun üzerine Kapiler Hareketi’ni baz alarak kardeşinin atölyesinde bir kalem tasarlar ve 1884’te patentini alır1 bir süre kalemlerini bir sigara dükkanın arkasında satar.
Pelikan’a dönecek olursak Pelikan için tarih tekerrür etmekteydi Beindorff Wagner’in kızı ile evlenir (1888) ve  1894’te şirketi devir alır,yaşlanan Güther 1895’te emekliye ayrılır ve firma artık tamamen Beindorff yönetimindedir.1892’de halep mürekkebinden, bayanlar için kokulu mürekkebe, iş yazışmaları için kopya mürekkeplerden arşivlik mürekkeplere 17 sayfa farklı mürekkep üretiliyordu ,1896’da o güne kadar en başarılı ürünleri olan Pelikan 4011 Hint Mürekkebi (India Ink) üretilir ve yine o yıllarda dolma kalem mürekkebi üretmeye başlarlar (aslında global pazar için biraz gecikmişlerdi zira Amerika neredeyse 15 yıldır bu mürekkebi üretiyordu),1898’de ise en önemli serileri ortaya çıktı 2001,3001,4001 ve onları takip eden 5001 ile 6001 (Aralarında en başarılısı en çok satanı ve halen hayatta olan 4001 yoluna devam edebildi).Ürün yelpazesi ile birlikte kendileri de büyüyordu ancak halen bir kalem üretebilmiş değillerdi ve ilk üretim için biraz geç kalmışlardı tıpkı dolma kalem mürekkebinde geç kaldıkları gibi.
1921’de Macar asıllı Theodor Kovacs yeni bir dolum sistemi geliştirip patentini alır2, patenti satmak için Pelikan ve Mont Blanc’e başvurur ve patent sonunda Pelikan’a satılır Kovacs’da Pelikan’da işe başlar.


Farklı Renkteki Pelikan 100ler
 1929’da Pelikan’ın efsanesi ilk dolma kalemi doğar.Üretilen ilk kalem o zamanlarda Almanya’da revaçta olan Bauhaus etkisi ile şatafattan uzak sadece amaç için üretilmişti, yani saf kan bir yazım aracıydı.Piyasaya çok geç girmelerine rağmen ve piyasaya “Eye Dropper”lar hakim olmasına rağmen  daha temiz,daha pratik olmaları onları daha kullanışlı kıldı.Aslında o yıllarda yeni firma kurup kalem üretmek pen mantıklı değildi ancak Pelikan’ın piyasadaki durumu ve dağıtım ağı onlara rakipleri karşısında büyük bir avantaj sağladı, ve kalem düşündüklerinden çok sattı.Yenisi üretilene kadar henüz kaleme bir isim verilmemişti sadece Pelikan kalem deniyordu –ben bunu yakın geçmişte Samsung GT-I9000’e benzetiyorum Galaxy S’lerin babası- ancak ne zaman ki Pelikan ikinci kalemi üretmeye karar verdi o zaman ilk kaleme “100” demeye karar verdiler.Bu da Almanlara özgü bir model isimlendirme şekli açıklamaları ise rakamların evrenselliği bkz. Porsche 911, BMW 3.30, Mercedes E250.
Üretilen ilk “100” rakipleri gibi siyah renkteydi o zamanlar daha olgun ve ciddi bir izlenim bıraktığı düşünülüyordu, ancak kısa sürede  Beindorff renkli kalemler üretmeye başlar ve Pelikan yeşili o zamanlar ortaya çıkar, renkli Pelikanlar Almanya dışında daha fazla sevildi.


2.Dünya savaşı bir çok firma gibi Pelikan’ı da etkiledi hammadde bulmak gittikçe zorlaşıyordu ve 1944’te firma kapanma kararı aldı, neyse ki bu uzun sürmedi savaşın bitmesinden 4 yıl sonra 1949’da tekrar Günther Wagner Pelikan Werke Hannover ismi ile yola devam etme kararı aldılar4 (kimileri bunun 1950’de gerçekleştiğini savunuyor).Piyasaya dönüşleri tam manası ile muhteşem oldu ve 1950 yılında 100N ve 100’lerden farklı çizgili olarak piyasaya 400’ü sundular kimilerine göre bir klasiğin doğuşuydu –ki bence de bu su götürmez bir gerçek-.





2- Kovacs
3-Marshall planı çerçevesinde alınan yardımlar ve yapılan ortaklıkla bir çok Alman firmasını tekrar yola koyulmaya teşvik eder, bu durumda ister Marshall’in parasal gücü diyin ister Fransızların tasarım güzelliği 400 Pelikan’a farklı bir boyut kazandırır.(İlginçtir ki 2.Dünya savaşına katılmamamıza rağmen ilk yardım paketi Sovyetlere yakınlığımızdan ötürü bize ve Yunanistan’a yapılır)


Yazıyı Pelikan’ı sadece Yeşil Silgi (SP-30) üreten bir firma sanan arkadaşıma ithaf ediyorum olur da zaman bulursam kalem süslemeleri kullanılan malzemeler  kaldığım tarihten itibaren devam yazısını yazmayı umuyorum.





Edit: Gügner - Günther    - - Uyardığı için Blueberry Pie'ya teşekkürler



Saygılarımla.
R.H.