22 Ağustos 2014 Cuma
Tabi lan manyak mısın..
Bugün cuma; "hayırlı cumalar" kalıbından sıyrılabilen nadir cumalardan, ya da başbakanın bu cuma açıklayacağım dediği kabataş görüntüleri gibi gizemli ve sarı kağıtlardan tarih kokan bir cuma..
az önce yemek yedim, karnım tok, küresel ısınma sağ olsun sırtım pek, hatta pek çok pek.. kahvemi içtim belki renkli gözlü o güzel kızın üzerindeki büyük kazağından minicik sarkan iki eliyle tuttuğu kahve fincanı tadında değildi ama kahveydi sonuçta, su bardağına doldurulmuş sütlü köpüklü türk kahvesiydi.. kokusunda davet mi vardı, sanmam hatta bana biraz yanık kokar gibi geldi, biraz boş vermişlik belki biraz da eskilerden kalma bir sevinç...
bu gün cuma, ofisteki son hafta içi, ofis dediğime bakmayın sanayideki dükkanın ikinci katı, belki sanayideki dükkanın ikinci katında fena da yazmıyor eşşoğlusu deyip türk filmi kıvamına getirebiliriz,sonra karşıma zengin bir yayıncı çıkar kimbilir :) ama ofis deyince kendimi daha iyi hissediyorsam demek ki..
usulca bir playlist açtım,17 yaşındaki papatyayı adalara gönderip istanbulda sonbahar yaşattım kendimle iki yabancı.. bu aralar yazdıklarım sitemkar, aşk acısı değil bu(asıl ahmaklık bunu aşk acısı sanmak; oysaki...), işid'in vahşeti de değil, inanın yezidilere üzüldüm ama o da değil.. içimdeki kocaman bir boşluk bu... hani kocaman bir öküzün gelip oturup kuyruğunu bir sağa bir sola savuracağı kadar büyük bir boşluk.
mesela: yapamadıklarım, belkide mesele yarım bıraktıklarım, kabın hep boş yanını mı görmeyi öğretti bana? başaranların aslında vazgeçmeyenler olması gibiydi, ya da umumi klozeti peçeteyle bin bir uğraşla dokunmadan açmaya çalışmak yerine ayağınla açmayı akıl edebilmeken geçiyordu bazı ayrıntılar. usulca saçlarımın okşanmasının gerekliliği gibi..
kim bilir, kendimin peşini ne zaman bırakırım, ne zaman kalbimi karanlık odadan çıkartırım kim bilir? Düşlerim imkansız gelmez, kendime gülüp geçmem, üzüntümü içime atmam,ertesi gün sevişmek için uyuyamam o gece, saçlarımı her gün tararım kim bilir? Kaçmam kendimden hiç peşimi bırakmayan kim bilir.. tokat gibi çarpınca yüzüme ağlarım ama hırsımdan değil, nedenini bilemeden, nefes alamadan boğulma arifesinde, belki acındırmak için kendimi belki de kaybetme korkusu sadece kim bilir...
Geçen bir dostum, "eşşekler gibi aşık olasım var" dedi, baktım gülümsedim ve inşalla dedim, ulan dünyada kaç kişi istiyor bunu biliyor musun sen? ama onun yerine benim gibi sanayideki orta büyüklükteki bir dükkanın ikinci katındaki ofis!inde akşama kadar hayatından çalan, sadece ay sonunda faturalarını düzenli ödemeyi amaç haline getiren,ortalama yaşam süresi atmış yıl olan bir ülkede otuzuna gelmesine rağmen hala annesinin babasının sözünü dinleyen, elinde hiç bir şey olmamasına rağmen özgür olamayan kaç kişi var biliyor musun sen?
sonra:
-"eşşekler gibi aşık olasım var"
-tabii lan manyak mısın
Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...
19 Ağustos 2014 Salı
Üç uçuş bir Grev bir yolcu
Aktarma için
havalimanında bol beklemeli yorucu bir uçuştu, nihayet son aktarmamı yapıp
evime atacaktım kendimi.
Tabii bir süre
dünyadan kopuk yaşayan ben pilotların ve hatta çalışanların grevinden
bihaberdim.Biraz geç oldu öğrenmem , hiç görmediğim kadar bir kalabalık vardı
etrafta bir an gözüme havuz problemi gibi göründü sanki onlarca musluk
dolduruyor birkaç tanesi de boşaltmaya çalışıyordu, boşalmıyor doluyor hatta
taşmak üzereydi.Kafam tren rayının çınlaması gibi inceden titreyerek zonkluyor
üstüne inanılmaz bir kirlenmişlik psikolojisi ile huysuzlasşmaya başlamıştım.
Bi yanımda bilmem ne gıda konferansından gelen katılımcılar, akademisyenler
(hepsinin çok tatlı bez çantaları vardı J) , bir tarafımda telefonu sarka takmak
için bekleyen gençler ve her yanımda avazı çıktığınca ağlaşan çocuklar; acep
rüyamıydı ?
Birden üzerine
yaslandığım klarneti hatırladım, neden olmasın ki ? Metro çıkışında
denemişliğim vardı, yüzüme aptal bir gülümsemenin eminliği ile hemencecik
topladım klarneti. Bir iki nota denemesinden sonra çalabildiğim üç şarkıdan
ilkine başlamıştım, sanırım bütün salon bana bakıyordu aldırmadandevam
ettim,zaten üfleyebildiğim hepi topu 3-4 şarkı vardı durmak olurmuydu ?Sonradan
tanıştığımız doçent kafasını notlarından kaldırarak bana anlam vermeye çalışan
bir ifadeye tezat oluşturacak şekilde elindeki
kalemi notlarına vurarak tempo tutuyordu –sanırım istemsizce yapıyordu- , ama hiçbiri
beni ağlamayı kesen çocuklar kadar mutlu etmemişti o an.Hatta güvenliği
sağlamak için orada bulunan memurun da benim gibi düşündüğüne eminim, yoksa
koşar adımlarla bana gelmeye çalışırken etraftaki sessizliği farkedip
durmasının başka bir açıklaması olabilirmiydi?Nihayet üfleyebildiğim şarkılar
bitmişti sanki saatlerdir konser vermişim gibi klarneti temizlemeye
başlamıştım, bu hareketim üzüntüyle karşılansa da gelen uçuş anonsunun sevinci
ile çok sürmedi
11 Ağustos 2014 Pazartesi
fitch raporu ve kobiliğe geçiş süreci
küçük esnaftım, kendi halimde..
planım yoktu, kapatırdım dükkanı giderdim, sabah istediğim saatte açıp istediğim zaman kapatırdım.
dükkanım da seyyar kah orada kah burada...
sonra sen çıktın karşıma, atılım gördüm, dinamizm, işleyiş, mekanizma,enerji gibi gördüm seni.
belkide bankanın cezbederek verdiği krediydin bilemedim çok,
kobi olduk seninle, şimdi saatlerim var, sorumluluklarım var, belki büyüyorum ama büyümeyi istedim mi ki ben,
işçinin derdi bir yandan, işleyişin derdi bir yandan, belgeler bir yandan, kontroller bir yandan, raporlar bir yandan, ve gereklilikler, zorunluluklar dört bir yandan...
ama şimdi bana dair ne var biliyor musun
belki de "haberin yoooook ben ölüyorum"..
Başarı
Başarı.
Bir çok şey gibi başarıda da henüz aklımız ermeğe başlarken başlıyoruz kıstaslarımızı belirlemeğe . Bak onun ayakkabısı daha güzel, bunun bisikletinin rengi daha güzel, şunun notları daha iyi diyerek başlıyoruz amaçlarımızı belirlemeğe. Tamda bunlarla büyüyüp bir kısmını aştıktan sonra yeni amaçlarla başarı kriterlerimizi oluşturuyoruz, daha güzel bir bilgisayar, daha hızlı bir araba, en yeni telefon.
Herkesin elbette ki bir amacı var,olmalı da zaten, başarı ise hep bu amaçlar doğrultusunda ölçülmüştür.Amacımıza ulaşabildiğimiz kadar başarılıyız ya sonuçta.Peki ama başarımızın kıstaslarını neye göre, nasıl belirlediğimizi hiç kendimize soruyor muyuz ? Amaçlarımız gerçekten bize mi hizmet edecek.Bu amaçlarımız sayesinde kimleri mutlu edeceğiz, üzeceğiz hiç düşünüyor muyuz?
Kendi adıma henüz amaçlarımı enine boyuna düşünmediğimi söyleyebilirim. Peki ama başarılı mıyım?
· Saatler, kalemler ve bilgisayarlar ile fazlası ile ilgiliyim. Ama halen muhteşem bir saatim, çok hızlı bir bilgisayarım ya da acaip pahallı bir kalem sahibi değilim.
· Öğrencilik hayatımı şöyle bir düşününce çokta fazla iyi notlara sahip olmadığımı görebiliyorum.
· Blok flüt dahil hiçbir müzik aleti çalamıyor/vuramıyor/üfleyemiyorum, hani zorlamasam okul sıralarında arkadaşlarla şarkı söylerken masaya vurup ritim bile tutamayacak kadar kötüyüm.Sesim en fazla 2 dakika dinlenebilecek kadar iyi.**
· Spor konusunda basketbol ve hentbol de fena sayılmam.
· Resim konusunda harikalar yaratabiliyorum(!), son denememde yaptığım resim görülmeye değer.
Ama halen, kimseyi umursamadan sokakta ya da alış-veriş merkezinde şarkı söylüyorum – kimseyi rahatsız etmeden :)-.
Saatler, kalemler, bilgisayarlar için zamanımı harcayabiliyorum ( kalem incelemek için yüzlerce kilometre yol gittiğimi hatırlıyorum).Sonuçta mutlu oluyordum.
Çok rahat bir yapım var hiç umursamam kimin hakkımda ne konuşacağını o an zıplamak istiyorsa canım sokağın ortasında herkesin önünde zıplarım bununla yetinmez ağaçların dallarını yakalamaya çalışırım, merdivenlerden kayarak iner, kollarımı kazağın içine çeker öyle gezerim.Kısacası hiçbir zaman öle kendini beğenmiş “Taşlı Yüzük” rolüne girip de aman taşlarım dökülecek diye endişelenmedim.
Çoğu zaman böyle rahat davranmam çevreden “kendini beğenmiş ne olacak, aman kendini bir şey sanıyor” gibi tepkiler almama neden olsa da umursamadım, sonuçta ailem ve sevdiklerim dışında kaybedecek neyim var ki ?
Başarım konusunda ise Ralph Walde Emerson’a göre;
“BASARI ;
Sık sık gülmek ve çok sevmektir;
Akılli insanlarin saygisini ve çocuklarin sevgisini kazanmaktir;
Dürüst elestirmenlerin onayini almak; sahte dostlarin arkadan vurmalarina dayanmaktir;
Güzeli sevmektir;
Herkesteki en iyiyi bulmaktir;
Karsilik beklemeyi hiç düsünmeden kendiliginden vermektir;
Geride ister saglikli bir çocuk, ister kurtarilmiş; bir ruh, ister bir parça yesil bahçe, ister iyilestirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyilesmesine katkida bulunmaktir;
Gönlünce eglenmek ve gülmek; Kendinden geçerek sarki söylemektir;
Tek bir kisi bile olsa, birinin sizin varliginizdan ötürü daha rahat nefes aldigini bilmektir.
iste bu basarili olmaktır...”Bu arada belirtmekte fayda var ki bazı kaynaklar bu alıntının Emersona ait olmadığını söyler.Burdan
Kimin olduğu benim için önemli değil ama kendime kıstas olarak bunları alacağımdan cevabım Evet BAŞARILIYIM!
Bilmem sizler ne kadar dikkate alırsınız ama size 3 önerim var
* Amaçlarınızı iyi seçin.
* Gerçekten de kaybedeceklerinizi iyi düşünün.Kaybetme korkusu ile kendinizi kısıtladıklarınız, gerçekten kaybedilmemeli mi?Çevrenizdeki duvarların çoğunu siz örüyorsunuz.
* Ufak şeyler ile mutlu olmayı bilin.
Mutlu kalın...
Bundan dört yıl önce yazılmış bir yazı.
** Artık biraz olsun Klarnet Üfleyebiliyorum
4 Ağustos 2014 Pazartesi
at çiftliği sahibi olmanın öncesinde yaşanan kırılma
Bugün biraz sorguladım
mesela; neden çalıştığımı
ya da
neden bir at çiftliğimin olmadığını
kendimi sorguladım usulca gücendirmeden
çünkü bu hayatta kimseyi gücendirmemek gerek kendin olsan bile..
Bugün pazartesi
içimde yine kalem tutkusu
bakma sen benim kalem tutkum kalem kutusuna girmez, toprağa çizittirdiğin çomaktır
ve aslında düşlerimdir kalem kutusu
bir türlü bitiremediğim kitabım geldi sonra aklıma
içindeki karakterleri sorguladım
muhammed efendi, baran, nazlı
usulca izledim
olayların nazikçe akışını
sonra uğraşmam gereken bir küçük duşakabin meselesi
uzak ülkelerdeki küçük bir tren garı sanki beynim
aklıma gelenler var ve aklımdan gidenler silsilesi
yarım bırakan insanları sevmeyin ki genelde seversiniz sizi yarım bırakışını
size zarar verişine hayran olup
uyak kaygısı taşıdım nedense, doğal olarak doğallığını bozdu
sıradan bir gün gibi
kendimi nasıl değiştirdiysem ilk tanışmada yapmacık bir kibarlıkla
kibar bir yazı oldu bu da
tanışalım..
size şunu sevin bunu sevmeyin diyemem
zaman geçiyor
taktırmam gereken bir de lavabo var
son bir oda kaldı boyamam lazım
lila düşündüm ne dersiniz
belki de elimde sadece beyaz vardı bir de mor
lila olmaz mı dediniz?
sizi dinler gibi yaptım
bugün lanet olası bir pazartesi
Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...
mesela; neden çalıştığımı
ya da
neden bir at çiftliğimin olmadığını
kendimi sorguladım usulca gücendirmeden
çünkü bu hayatta kimseyi gücendirmemek gerek kendin olsan bile..
Bugün pazartesi
içimde yine kalem tutkusu
bakma sen benim kalem tutkum kalem kutusuna girmez, toprağa çizittirdiğin çomaktır
ve aslında düşlerimdir kalem kutusu
bir türlü bitiremediğim kitabım geldi sonra aklıma
içindeki karakterleri sorguladım
muhammed efendi, baran, nazlı
usulca izledim
olayların nazikçe akışını
sonra uğraşmam gereken bir küçük duşakabin meselesi
uzak ülkelerdeki küçük bir tren garı sanki beynim
aklıma gelenler var ve aklımdan gidenler silsilesi
yarım bırakan insanları sevmeyin ki genelde seversiniz sizi yarım bırakışını
size zarar verişine hayran olup
uyak kaygısı taşıdım nedense, doğal olarak doğallığını bozdu
sıradan bir gün gibi
kendimi nasıl değiştirdiysem ilk tanışmada yapmacık bir kibarlıkla
kibar bir yazı oldu bu da
tanışalım..
size şunu sevin bunu sevmeyin diyemem
zaman geçiyor
taktırmam gereken bir de lavabo var
son bir oda kaldı boyamam lazım
lila düşündüm ne dersiniz
belki de elimde sadece beyaz vardı bir de mor
lila olmaz mı dediniz?
sizi dinler gibi yaptım
bugün lanet olası bir pazartesi
Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)