27 Ekim 2012 Cumartesi

Nerden Çıktı Bu Blog Fikri?

Ankara'da güzel bir bahar günüydü sanırım gerçi güzelliğinden biraz şüpheli olsam da bahar olduğunu net bir şekilde hatırlamaktayım, üç üniversite arkadaşının bir şekilde bir araya gelişiydi.Rutin bir sabahın (hoş ikisi için rutin olan Bira + Muhammara -ki genelde bir önceki geceden kalan mezelerden dökülmeyendir- ile oluşmuş bir kahvaltıydı) ardından  bu gece ne yapsak ne etsekte portakal suyu kafasına erişsek diye başlayan muhabbette eldeki malzemelerden kokteyl üstadımız ki kendisi Aybars oluyor yaptığı karışım ile  oturmuş El Salvador'un sosyo-ekonomik yapısı hakkında tartışırken ortaya çıktı, çıktı çıkmasına ama gelin görün ki sonra her birinin yolu bir yere çizildi sahipleri bu yol çizgilerini takip ederkene bir şekilde bu fikirden uzaklaştı arada denk geldikleri diğer arkadaşlarına bu fikirlerini açtı onlardan da -tamam aga bende varım desteğini gördüler ama bir türlü işe başlayamadılar derken ilk yazı geldi.O gecenin üzerinden zaman geçsede yani demek istediğim aslında kısaca şu o gecenin gazı bir yere kadar olsa da halen aynı fikirde aynı görüşteler yazmak iyidir güzeldir candır,kişiye verdiği rahatlıkta cabası.
İşte bu blog fikri de böyle ortaya çıktı, bir süre sonra her biri kendi alanı ile ilgili daha çok yazı yayınlayacak olsa da işin kalitesini artırmak amacı ile tekrar bir araya gelmelerinin ve portakal suyu kafasına erişmelerini gerektiğini düşünüyorum.
R.H.
İzmit

Siz Kime Benziyorsunuz ?

 Muhtemelen aklınızın erdiği ya da hafızanızın sizi zorlamayıp yanıltmadığı günden beri kulağınıza çalınmıştır aile,arkadaş,eş-dost arasındaki; annenize mi babanıza mı çektiğiniz  sorusu.
Düne kadar bunu üstelemeden sorgulamadan hep bir tarafa daha yakın olduğumu düşünmüştüm, ancak dün hararetli bir tartışmanın ortasında tamda ilginin başkasında olduğu zamanda ortaya atlayarak bütün ilginin odak noktası olup konuşmaya başladım birde üzerine bir iki el hareketi ile konuştuklarımın altını çizermişcesine  havada çizgiler çizince tartışma bambaşka-oysa tek amacım sadece söylediklerimin dinlenmesini sağlamak içindi- bir yönde ilerlemeye başladı evet belki tartışma tam istediğim gibi sonuçlandı haklı çıkmıştım ama benim için asıl önemli olan tartışma değil o esnada gerçekleştirdiğim hareketin bende uyandırdığı duygular oldu, birden aklıma babam geldi yıllardır babamın tartışmalarında gayri ihtiyari mi yoksa bilinçli mi yaptığını bilmediğim bu hareket bana komik gelse de mesajı gerekli yere ilettiği için saygı duymuşluğum vardır ,ben bilinçsizce yapmıştım ama yapınca yüzümde oluşan tebessüm sanırım hatıralardan dolayı oluştu.
 Ben kime ne kadar benzediğimi, kime ne kadar çektiğimi her doğan günde başıma gelen olaylarla daha da bir netleştiriyorum.
Peki ya siz ?

9 Ekim 2012 Salı

giriş..

aslında herşey bir anda kafama dank etti bergamo milano arası otobüste yanımda oturan gana'lı telefonda bağırarak italyanca konuşurken.. tabii uzun bir hazırlık ve merakla bekleme süreci vardı ama insan anca içine düşünce birşeylerin farkına varıyo.. aslında bizim sabiha gökçen'de xray'den o 12şer santimlik bıçaklarımı, irili ufaklı bisürü kesici aleti hiçbir uyarı veya polis tarafından başıma gelmesini öngördüğüm girişimlerden hiçbirini yaşamamak; sonrasında bergamoda belkide hayatımın en hızlı pasaport kontrol geçişime tanık olmak... ilginç..

evet dakika 1 gol 1 itiraf geliyo.. ben niye düzenimi/rahatımı bozup bu olaya atladım. deli miyim? belki de öyle ama içim bi garip oldu. bu duyguyu ilk tekbaşıma moskova'ya gittiğimde ve metroda yolumu bulmaya çalıştığımda yaşamıştım.. sonra olayı renklerden kril alfabesinden falan çözdüm aksine bu delilik tatlı gelmeye başlamıştı. 

neyse bu karışık duygularım milano central'e gelince kendiliğinden geçti.. ne demişler: düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye üzülme; nereden biliyorsun hayatının altının üzerinden daha iyi olduğunu.. 

orada beni bekleyen otobüste ALMA'da bizimle kombine olacak 8 americano ile buluştum. bu gringolarla anlaşmak her zaman güç olmuştur ama iyi çocuklar biri milano dış mahallerinden birinde -aaa art-nouveu balkonlara bakın ne hoş.. falan dedi hoşuma gitti. benden hariç diğer 7 turco bologna'ya gelip ordan parma'ya geçiş yaptıkları için onlarla colorno'da buluştuk, onlar da iyi çocuklar.. hepsinin buranın küçük bir kasaba olmasından ve gelecek staj periyotundan gözü korkmuş..

ee tabi tatile değil çalışmaya geldik.. benim şu an motivasyonum yerinde. ilk yemeğimi bile pişirdim. civardaki marketten aldığım güzelim de cocco spagettiye rossopomodoro -domat :)- ve kuşbaşı domuz füme ile bir sos yaptım.. yanına Angelo Poretti Splügen diye bi bira aldım ama pek beğenmedim.. bizdeki carlsberg falan gibi bayık içimli..

yarın sabah erkenden kalkıp okula gideceğiz; bakalım neler gelecek başımıza..

4 Ekim 2012 Perşembe

MÜHENDİSLİĞİ BIRAKMAK


öyle bir ülke ki kendi yaşamından, beraber hayatını geçirdiği insanlardan sıkılmış; geleceğine umutla bakamayan, tüm gün verimli ol-a-madığı / sevmediği bir işi yapıp akşam eve gidince yine sonraki ve sonraki günü düşünüp sıkılan ama bunların sonucu hayatını daha farklı bir yöne döndürmek için hiçbir umudu bulun-a-mayan insanların yaşadığı..

ama hayır.. şu ülkede kendini şanslı hissedebilecek küçük bir azınlık içinde olan birinin bunları söyleyip mızmızlanması, bunları kendine koz olarak görmesi ve kendi tatlı keyfine alet etmesi en haincesi. ama ne demişler komünizm 20.yy'da yıkıldı çünkü o bayrağı sadece burjuvanın zengin çocukları taşımaya çalıştı işçi sınıfı değil.. net bir şekilde 90'larda çocuk olan -bizim nesil- aslında biz de onlar gibi olmayalım diye sevgili ebeveynlerimiz tarafından apolitik yetiştirildik. çoğumuz ergen dönemlerinde yalandan rockçı/punk falan oldu, ucundan solcu/greenpeace'ci falan olanlarda az değildi. fırsatı olan çocuğu en iyi mesleklere sahip olsun kendi özgürlüğün kavuşsun diye istediklerini yaptı, fırsat verdi, okuttu, belki şımartmadı ama her istediğini yaptı..

ben -tabii ki yönlendirmeler olsa da- kendi isteğimle mühendislik okudum. keyif aldım, merak ettim ve asla pişman değilim. bu yollardan geçmeseydim aynı kafa yapısında olabilir miydim bilmiyorum. ama insan zihni başka -oyalayıcı- şeylerle meşgul değilse çok tehlikeli olabiliyor. hep hayatı ile ilgili farklı farklı dönemeçler alma isteği zihinde filizleniyor. evet belki bizi korumak için apolitik yetiştirdiler ama içlerindeki "o" geni, özgürlük ruhunu, belki ucundan da olsa "çiçek çocuğu"nu bize bulaştırdılar.. 

iyi ki de olmuş, iyi ki de -aslında yaşadığımız karambol dünya için hafif bir delilik sayılabilecek- bir karar verdim ve uygulamaya koydum. arkamda ne ailemden ne de çevremdekilerden hiç bir şeyi kırıp dökmeden, bunca uğraş üstüne sahip olduğum mühendisliği bırakıp aşçı olmaya karar verdim..
ülkemizin deli metropolü istanbul yeni bir kaçığa bunun sonucu sahip oldu. hatta hesaplamıştım istifa ettiğim -bana hertürlü imkanı sağlayan, ihtiyacım olandan daha çok maaş veren- işimde 2011 yılı boyunca beş kuruş para harcamadan 12 farklı ülke bile gezmişim -ki seyahate taparım-. neyse şimdiye kadar kimseye bir zararım yok. önce İstanbul'da bir akademide aşçılık okumaya başladım. 4 ay sonunda canım fransız mutfağı temelini bünyeye alıp bir bolu/mengen panayırı olan istanbulumuzun boğaziçindeki 5 yıldızlı otellerinden birinde bir 4 ay daha kendimce çok keyif aldığım ve hergün yeni şeyler öğrenip bu yeni sektörüme yavaş yavaş piştiğim stajımı belki yorularak ama kendime güvenim ve bu işe heyecanım artarak, bir sürü güzel insanla tanışarak başarı ile bitirdim..

tabii bir işte profesyoneli olmak için o işten para kazanmak gerekmekte ama daha yolum uzun şimdi sırada bir italya maceram var. italya'nın en iyi aşçılık okullarından birinde 2 ay geçireceğim. nelerle karşılaşacağım konusunda şimdiden çok heyecanlıyım. sonrasında 5 ay italya'nın herhangi bir şehri/kasabası'ndaki bir lokantada da staj yapacağım. elimden geldiğince de hem aklımdan geçenleri hemde yaşadıklarımı burada paylaşacağım.. 

şimdilik bu kadar..