31 Ocak 2013 Perşembe

Gitmek


Her şeyden uzaklaşmak. Her şeyi, herkesi geride bırakmak. Özleyecekte olsanız bunu bile bile. Her gün uyandığınız güne uyanmamak, aynı havayı solumamak, işe gitmemek...Hiç birini yapmak istememek. Uzaklara gitmek, çok uzaklara. Bu şehirden, bu ülkeden hatta bu kıtadan çok uzaklara.. Aynı dili konuşmadığınız insanların memleketine. Konuşma ihtiyacı hissetmeden. Tek başınıza.

Patrick Watson eşliğinde




Sınırlarımı zorlayıp, keşifler yapmak için uzaklaşmak istediğim zamanlarda yazmıştım..Vazgeçtim mi? Hayır. Yelkenliyi alır almaz kaçıyorum bu diyardan. O zamana kadar erteledim diyelim.

SABRİ ELLİ BEŞ


SABRİ 55

Yıllarca sabri’ye dudak büktüm, onun kısa boyuyla yaptığı dev ve şebelek davranışları hiç anlayamamıştım çünkü. Benim için kolay ve eğlenceli bir dalga malzemesiydi sabri sarıoğlu. Ekmeğini de çok yedim.  

Öyle ki alnına doğru hafif saç çıkanları sabri diye çağırdım ve hatta onun vücut çalımlarını attım buluşmak istemediğim arkadaşlarıma. Saidou gibi güldüler belki arkamdan ama  işe yarıyordu işte,  rakibi güldürüyordu ama topun rakipten çıkmasını sağlıyordu sonuçta. Belki de kendime attığım bir çalımlardı hepsi.  Bunu çok geç anlıyorum şimdi. 

Rol yapıp sahte gülümsemeler takınmaktan bıktığım anlarda tek gerçekti sabri, tıkanmışlığımın ani patlamasıydı, bendim bir şekilde. Lisede kravatı kafamıza takıp boş sınıfta arkadaşlarla  ankara havası oynarken hepimiz sabriydik aslında.  

 Doğallıkla yaptığı ilginçliklerin hepsi bir şekilde benim hayatımdan bir parçaydı, aynı şeyi başka zamanda başka yerde ben de yapmış olsam da; onunla eğlenerek belki de hınç alıyordum hayattan, daha iyi okullara giden komşunun çocuğundan ve ilkokulda sınıfın en güzel kızı tarfından doğumgününe çağırılan bebeden. Vuruyordum sabri'ye..

Bana komik gelen, acımasızca gülüp üzerinden eğlendiğim sabri aslında bana acı bir hayat dersi veriyordu sessizce ve tüm doğallığıyla. Tamamen saf duyguları anlamak için biraz insan olmak yetiyordu aslında ama gülüp geçmeyi seçiyordum. muhabbetin en tıkandığı yerde; görsellerde onu aratıp fotoğraflarıyla eğlenerek sabrinin önüne geçiyordum kendi hayatımda. Oysa hayat ikimizi de milan baroş gibi kaldırıp yere vuruyordu, ben kendimi bırakıp sabri'ye gülüyordum, o ise her defasında ayağa kalkıyordu benim aksime yılmaz bir inatçılıkla.

Şimdi ben de senin gibi doğal olacağım,yılmayacağım, top farklı şekilde avuta gitse de o kaleye şutu çekeceğim sabri..
 ve son bir şey daha senden özür diliyorum sabri hem de 55 kere. hep olduğun gibi kal. Çakır gözlü sabri, kendisine paha biçilemeyen master card sabri.
seni sevmeyen de gidip kendine sevecek bir artis bulsun mevsimler gibi. Q-7-8-9 bulsun, Guiza bulsun, en olmadı Baroş bulsun o da olmazsa Galoş bulsun antreman koçu munir beye satsın. İyi pazarlar...

Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...