Gecen zaman üzerine ne zamandir yazi yazmak istiyordum. Uzun zamandir ihmal ettigim, nadide ve güzel insanlarin olusturdugu bu sayfaya yazmak, ilk yazim acisindan iyi bir firsat benim icin.
Zamani nasil tanimlariz ki. Olaylarin sikligiyla. Ne de olsa günesin dogus ve batisi da bir olay degil mi? Peki bizim olaylarimiz nasil etkiliyor zamani acaba. Bunu düsünür oldum son zamanlarda. "Zaman iki boyutludur. Günes zamanin uzunlugunu, tutkular ise derinligini belirler." demis yazarin teki. Ne kadar derin yasiyoruz ki zamani?
Yasanan olaylar disardan tamamen bizim secimlerimizin birer yansimasi gibi gözüküyor. Ancak bence aslinda öyle degil. Bu "reklamlardan" olusan dünyada hangi secimimiz gercekten bize ait ki? Yigit'in yazisini okuduktan sonra aslinda zamanla secimlerimiz ve yasanan olaylar arasindaki bag üzerine kafa yormam gerektigini farkettim. Yani insaniz ve secimlerimizden pisman olmamak gerekliligi konusunda kendimizi sürekli ikna ederiz. Bu yolu seceriz. Bence dogru bir yol ki zaten insan denen varligin "pisman olmak" gibi bir aptalligi gün boyu sürekli yapiyor.
Yasanan cag öyle bir cag ki beynimizin ici reklamlardan olusan bir bilincalti kutusu haline dönüsmüs durumda. Neyi secmemiz "gerekliligi" bize sorulmadan coktan düsünülmüs bile.
Bu acidan düsündügümde bilincaltim su zamana kadar karsima cikmis ve geride biraktigim insanlari da coktan benim yerime düsündü mü acaba? Cünkü ben geride biraktigim zaman icerisinde hayatimin icine girip cikmis insanlarin ve o insanlarin bende yarattigi olaylarin "anlamsizligi" ve "nedensizligini" cözmekle ugrasiyor-d-um. Ancak 17 mayista cözdüm bunu. Cünkü hayatimin aski Mel ile tanistim. Acilarla kavrulmayi seven bir millet olarak bizi de bu paklardi ya! Ayni aciyla yanip, en beklenmedik anda, en beklenmedik yerde bulusmak..
Insan nedensizligin aslinda olmadigini rasyonel bir sekilde görebiliyor da "bosa" harcanmis zamanin ve enerjinin öfkesini unutamiyor.
Neyse, önemli olan geride birakmak, degil mi? Öyle..
Yigit de Razik da ben de mühendisiz.
Yeryüzünde gercek anlamda "mühendislik" yapan, yani insan denen varligin yasamini kolaylastirip gelistirmek icin bir katkida bulunan bir insan kaldi mi acaba?
Bilim gelisiyor, mühendislik de gelisiyor, ülkemizde 400,000 (yaziyla dörtyüzbin) mühendis var. Türkiye daha güzel bir yer mi? Ya da ülkede yasayan insanlar daha rahat, daha refah mi yasiyorlar? Ülkede her türlü istatistik yapiliyor ya, birim basina düsen teknoloji gelisimi nedir mesela bunun istatistigi yapilsin istiyorum.
Yani bu teknoloji senin benim icin mi yapiliyor? Yoksa bir otomobil firmasi yilda 100,000 tane daha araba satmasi icin mi? Ya da bir telefon markasi zaten kullanici icin ömrü artik 2 sene olan karlilik oranini yükseltip, piyasadaki payini yükseltmek icin mi? Ya da tüketim manyakliginin sonu gelmemesi icin mi? Ne icin yani?
Kendi acimdan baktigimda mühendisligin bu ülkede bir gecerliliginin kalmadigini düsünüyorum. Ne icin, kimin icin? Hangi sebeple? Hangi idealle?
Ortalama bir mühendisin 5-6 sene sonra kullandigi tüm programlari birakip Excel'e dönüsüp, bir "menecir" olma süreci icin mi? Bunun icin mi senelerce ebemiz sikildi yani? Melimin deyimiyle "Peki...".
O yüzden sanirim en dogrusu su kendinle basbasa kalip konusmak, neyi tutkuyla istedigine karar vermek. Tabi bunun icin insanin reklamlardan daha önce icine ulasmasi lazim.
Ben kendi adima, sevdigim kadinla hayatimin bir müzikten ibaret olmasini istiyorum. Detaylarini ise yasadikca burdan paylasirim artik. :)
Ilk yazim böyle oldu, gene konusacak seylerimiz olacak. Görüsürüz... :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder