Ailenin seni ne zaman arayacağını bilirsin, ne zaman
aramayacağını da… Telefonu açınca sana nasıl hitap edeceğini bilirsin, sesinin
tonundan sana söyleyecekleri tahmin edebilirsin. Telefonu kapattıktan sonra
aklında bin türlü felaket senaryosuyla evin yolunu tutmak zorunda kalmışsan
muhtemelen, ailenden biri seni daha önce hiç aramadığı bir saatte aramış,
telefonu açınca sana bambaşka hitap etmiştir, o sana demeden sen çoktan
anlamışsındır durumun başlangıcını ama sonuçlarını kafanda kura kura ilk araçla
gidersin yanlarına.
Gittiğin yer yalnızlıklarla dolu bir hastane bahçesiyse
eğer, muhtemelen orada ne yapacağını bilemeyen aile fertleriyle de
karşılaşırsın, sarılırsınız, destek vermek istercesine… Duyup gelenlere karşı
metin olmak zorundasınızdır, onlara teşekkür etmek, ve karşılıklı sessizleşmek..
bir çok zorundalık vardır ömür
tüketircesine…
Bina içine almak istemezler çünkü acilen çağrıldıysanız
muhtemelen ya acile ya yoğun bakıma
çağrılmışsınızdır ve ya Allah göstermesin morga… Yoğun duygular içinde acilen
gelip, elinden hiçbir şeyin gelmemesi. Sonra bina içine girmeye çalışma çabası,
son kez görmek için ama o görüşün son kez olmamasını isteyerek…
Bir haber almak için veremeyeceğiniz şey yoktur, iyi bir
haber almak içinse veremeyeceğinizden daha fazlasını verecek hale gelirsiniz.
Dağ gibi babanız küçülür, omuzları düşer, elinde mendil ve gözlerinde korkuyla
çöker kalır… Siz büyürsünüz daha da küçülerek...
Yanına girdiğiniz an gözleriniz başlar, sanki böyle olmak
zorundaymışçasına, kalp atışlarınız hızlanır, korkularınız artar ve bir sürü
salakça şey düşünürsünüz. Ama sedyede annenizin yattığı gerçeği kurşun gibi
düşer yüreğinize, yanı başında kardeşiniz… Kardeşinizin boş bakışları, kızarmış
gözleri, ellerinde titremeler ve korkuları ve kardeşiniz, işte o sedyenin
başında bunlar geçer. Elini tutarsınız annenizin, saçını okşarsınız tıpkı size
yaptığı gibi bir zamanlar, kadere kin kusup, konuşmaya çalışırsınız onunla. Sessizce ağlamaya
çalışırsınız duymasın diye, duyup da
üzülmesin diye, gizliden gizliden…
Doktorlar gelir gider, hemşireler, hasta bakıcılar hepsinden
hayırlı bir haber beklersiniz, dini inançlarını kuvvetlenir, cömertleşirsiniz,
korkularınız azalır ama aynı zamanda deli gibi de korkarsınız, cesaretiniz
artar dizlerinizin bağı çözülürken. Bu durumun tarifi yoktur, insanın kendi
kaosu böyle bir şey sanırım, her taraf eşitlenirken her şey farklı, be hiçbir şey
birbirine eşit olmadan.
Kardeşinize sarılmak en korkuncudur işte bu denklemler
deryasında, her sonuca açık bir durumda kardeşinize sarılıyorsanız aslında
hazırlanıyorsunuz demektir ya da belki de sadece korkuyorsunuz demektir ya da
sadece ayakta duracak gücünüz kalmamış demektir, gördünüz mü hepsi nasıl da
aynıyken aslında çok da farklı… İşte sedye başında beklemek böyledir. LSD
kullanmak gibi, algılarınızın açıldığı, zamanın yavaşladığı, ve kendi küçük
sefil dünyanıza yukarıdan bakabilme kudretine eriştiğiniz anlar…
İyi haber gelene kadar, canınız çok yanar, kızarsınız
dünyaya ve bir çok adalet temalı acımasız fikirler..
Ben iyi haberi aldığımdan beridir, sağlıkla ilgili klişe
laflar ediyorum aslında ne kadar da doğru olduğuna dair, gerçekten de doğru diyorum,
insan yaşayınca anlıyor, ve belki de anlamam gereken bir çok şeyi anlamadım, ya
da çok şeyi anladım kim bilir? Bildiğim tek şey şu an annemi arayıp onu çok
sevdiği söyleyebilecek kadar şanslı bir insanım ben her ne kadar takılan kalp
pili yüzünden telefonla konuşamayacak olsa da…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder