14 Temmuz 2014 Pazartesi

eşitsizlik denkleminin eşit çıkan yanı


       Ailenin seni ne zaman arayacağını bilirsin, ne zaman aramayacağını da… Telefonu açınca sana nasıl hitap edeceğini bilirsin, sesinin tonundan sana söyleyecekleri tahmin edebilirsin. Telefonu kapattıktan sonra aklında bin türlü felaket senaryosuyla evin yolunu tutmak zorunda kalmışsan muhtemelen, ailenden biri seni daha önce hiç aramadığı bir saatte aramış, telefonu açınca sana bambaşka hitap etmiştir, o sana demeden sen çoktan anlamışsındır durumun başlangıcını ama sonuçlarını kafanda kura kura ilk araçla gidersin yanlarına.
     Gittiğin yer yalnızlıklarla dolu bir hastane bahçesiyse eğer, muhtemelen orada ne yapacağını bilemeyen aile fertleriyle de karşılaşırsın, sarılırsınız, destek vermek istercesine… Duyup gelenlere karşı metin olmak zorundasınızdır, onlara teşekkür etmek, ve karşılıklı sessizleşmek.. bir  çok zorundalık vardır ömür tüketircesine…
   Bina içine almak istemezler çünkü acilen çağrıldıysanız muhtemelen  ya acile ya yoğun bakıma çağrılmışsınızdır ve ya Allah göstermesin morga… Yoğun duygular içinde acilen gelip, elinden hiçbir şeyin gelmemesi. Sonra bina içine girmeye çalışma çabası, son kez görmek için ama o görüşün son kez olmamasını isteyerek…
    Bir haber almak için veremeyeceğiniz şey yoktur, iyi bir haber almak içinse veremeyeceğinizden daha fazlasını verecek hale gelirsiniz. Dağ gibi babanız küçülür, omuzları düşer, elinde mendil ve gözlerinde korkuyla çöker kalır… Siz büyürsünüz daha da küçülerek...
    Yanına girdiğiniz an gözleriniz başlar, sanki böyle olmak zorundaymışçasına, kalp atışlarınız hızlanır, korkularınız artar ve bir sürü salakça şey düşünürsünüz. Ama sedyede annenizin yattığı gerçeği kurşun gibi düşer yüreğinize, yanı başında kardeşiniz… Kardeşinizin boş bakışları, kızarmış gözleri, ellerinde titremeler ve korkuları ve kardeşiniz, işte o sedyenin başında bunlar geçer. Elini tutarsınız annenizin, saçını okşarsınız tıpkı size yaptığı gibi bir zamanlar, kadere kin kusup, konuşmaya çalışırsınız onunla. Sessizce ağlamaya çalışırsınız duymasın diye,  duyup da üzülmesin diye, gizliden gizliden…
    Doktorlar gelir gider, hemşireler, hasta bakıcılar hepsinden hayırlı bir haber beklersiniz, dini inançlarını kuvvetlenir, cömertleşirsiniz, korkularınız azalır ama aynı zamanda deli gibi de korkarsınız, cesaretiniz artar dizlerinizin bağı çözülürken. Bu durumun tarifi yoktur, insanın kendi kaosu böyle bir şey sanırım, her taraf eşitlenirken her şey farklı, be hiçbir şey birbirine eşit olmadan.
     Kardeşinize sarılmak en korkuncudur işte bu denklemler deryasında, her sonuca açık bir durumda kardeşinize sarılıyorsanız aslında hazırlanıyorsunuz demektir ya da belki de sadece korkuyorsunuz demektir ya da sadece ayakta duracak gücünüz kalmamış demektir, gördünüz mü hepsi nasıl da aynıyken aslında çok da farklı… İşte sedye başında beklemek böyledir. LSD kullanmak gibi, algılarınızın açıldığı, zamanın yavaşladığı, ve kendi küçük sefil dünyanıza yukarıdan bakabilme kudretine eriştiğiniz anlar…
      İyi haber gelene kadar, canınız çok yanar, kızarsınız dünyaya ve bir çok adalet temalı acımasız fikirler..
Ben iyi haberi aldığımdan beridir, sağlıkla ilgili klişe laflar ediyorum aslında ne kadar da doğru olduğuna dair, gerçekten de doğru diyorum, insan yaşayınca anlıyor, ve belki de anlamam gereken bir çok şeyi anlamadım, ya da çok şeyi anladım kim bilir? Bildiğim tek şey şu an annemi arayıp onu çok sevdiği söyleyebilecek kadar şanslı bir insanım ben her ne kadar takılan kalp pili yüzünden telefonla konuşamayacak olsa da…


Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder