4 Temmuz 2014 Cuma

Yabancı

Uzak bir yoldan geldiği her halinden belliydi, kısa adımlar atıyordu ürkekçe. Loş ışıklı kafenin önünden geçerken istemsizce gözünün vitrine takılışına tanık oldum. Böyle insanları hemen tanırdım. Bilmediği yerlere girmeyi sevmezdi, kendini savunmasız hissederdi. Bu hisleri sizi aldatmasın, bir ajan, polis, asker ya da üst düzey bir devlet görevlisi değildi, sadece sıradan bir korkak. Kapıyı güçsüzce açtı, kendisine çevrilen bakışlardan rahatsız olmak istercesine masalara tek tek baktı. İstediğini alamamştı, ona hoş geldin diyen biri de yoktu yüzünde bir düşme oldu, misafirperverlik beklediği apaçıktı. Ama tanırdım böyle şahısları biri hoşgeldin dese yine düşecekti yüzü, sululuktan hiç hoşlanmazdı çünkü böyle tipler. En köşedeki cam kenarı masalardan birine geçti, tam karşıma. Saatlerce beklemiş edasına geçmeden önce bir kaç saniye dik oturdu, beni ezemezsiniz güçlüyüm imajı vermeye çalıştı, mesajın alındığını düşündüğü an yavaşça kendini bıraktı. Omuzları küçüldü, sırtı eğildi ve bakışları yere doğru kaydı. Garsonun getirdiği menüye baktı ve tabii ki hiç bir şey beğenmedi, kolay değildi beğenmesi böyle tiplerin. Kusur yaratma konusunda çok başarılıydılar. Fiyat ve tahminine göre bir kalite karşılaştırması yaptı. En efektif ürünü seçmeliydi, çünkü genellikle tüm dünyanın onu kazıklamaya çalıştığını da düşünürdü canına kastetmedikleri zamanlar için. Siparişini verdi. Etraftakileri süzdü tek tek, göbekli bir kıza şişko dediğini duyar gibi oldum, uzun saçlı bir çocuğa burun kıvırdı, dövmeli birinden kendisini sakınması gerektiğini düşündü, neşeyle gülen bir kadına kötü gözlerle baktı, öpüşen bir çiftten de iğrendikten sonra sıra nihayet bana geldi. Önce yüzümü inceledi. Gözlerindeki o küçümseme ifadesinden oldukça rahatsız olmuştum ama bana öyle küçümseyici bakıyordu ki başka daha nerelerime böyle bakacak diye de merak etmekten alıkoyamıyordum kendimi. Burnumun uzunluğuna vurgu yaptı, bakışlarıyla nasıl yaptı hala anlamadım ama gerçekten o hissi vermekte çok başarılıydı. Biraz sakallarıma da baktı, sonra gıdıma en sonda şöyle bir cüsseme bakıp usulca kafasını çevirdi. Ama kafasını çevirene kadar ki yarattığı faşizm, gözlerinden okunan şişkoların ölmesine dair bir çok doktrin ve üç buçuk saat sürecek dram filmi havasıyla beni de göçertti. Telefonunu çıkardı, yalnız değilim diye bağırsa bu kadar veremezdi bu mesajı, amaçsızca menülerde gezdikten sonra kafasını kaldırıp bir kaç saniyeliğine beni tekrardan süzdü ve tekrar kafasını telefonuna gömdü.

Garson siparişini masaya bırakmıştı. Gelen siparişini inceledi. Tam da beklediği gibiydi. İşte burada da kazıkçı bir müessese ve tek derdi gelen müşterileri yolmak olan standart hizmete pahalı bir karşılık uygulayan allahsız bir yahudi; hatta allahsız kapitalist bir müslüman yahudisiydi bu. Şikayetlene şikayetlene gelen siparişini tükettikten sonra hesabı istedi. İsterken de gidip ödemekle masaya istemek arasında bir tereddüt yaşadığı belliydi. Ürünün fiyatını bildiğinden pratikçe kasaya ödemek daha avantajlıydı, ama ya tam kalktığı sırada münasebetsiz bir garson kendisinden hesabı ödemesini isterse, yanlış anlaşılmaktan pekte hoşlanmayan biri olduğu belliydi, böyle bir risk almak istemedi. Bu kadar yakın oturmanın da bir avantajıydı bu, hislerinden, tavırlarına kadar her halini rahatça gözlemliyordum. Bazen dışarrıdan geçen arabaların ışığı gözümü alıyordu, kontağımız kesiliyordu ama yinede dibimdedi işte. Garsonun hesabı getirme süresi uzadıkça kendisine sunulan hizmetten oluşan memnuniyetsizliği yüzüne vurmaya başladı. Yine parasıyla rezil oluyordu bu iş bilmezlere. Oysa her şey çok basitti, sipariş ürün hesap para ve para üstü işte bu kadar. Neden bunu anlamıyorlardı bu man kafalar. En sonunda! İşte gelmişti hesabı, usulca daha önceden hazırladığı parayı koydu. Böyle tipler her zaman parasını önceden hazırlar, hesap gelmeden, otobüse binmeden, alışveriş yapmadan, kısaca her zaman... Şimdi de bahşiş gerginliğine tutulmuştu. Üstünü bırakmalı mıydı, yoksa bu memnuniyetsizliğinin bir bedeli olarak bırakmamalı mıydı. Neden bırakacakmışım canım, hakettiler mi sanki halleriyle etrafı süzdü hesabın üstü olan bir kaç bozuk lirayı beklemeye başladı. Evet gelen bir kaç lira bozukluğu da cebine attı. Beraberce kalktık. Yanyana yürümeye başladık arada beni süzdüğünü farkedebiliyordum arada sanki bakışları tam burnumun ucuna geliyordu. Yine çıkarken insanlar hakkında bir kaç nefret içerikli paylaşımda bulundu. Kapıyı açtı, dışarı çıktık. Usulca boş sokakta izimizi kaybettirdik. Camdaki yansıma geçtikten sonra bir daha görememiştim zaten onu. Neyse canım görüp de ne yapacaktım hem böylelerinden here yerde bir doluydu.


Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder