Uzak bir yoldan geldiği her halinden belliydi, kısa adımlar
atıyordu ürkekçe. Loş ışıklı kafenin önünden geçerken istemsizce gözünün
vitrine takılışına tanık oldum. Böyle insanları hemen tanırdım. Bilmediği yerlere
girmeyi sevmezdi, kendini savunmasız hissederdi. Bu hisleri sizi aldatmasın,
bir ajan, polis, asker ya da üst düzey bir devlet görevlisi değildi, sadece
sıradan bir korkak. Kapıyı güçsüzce açtı, kendisine çevrilen bakışlardan
rahatsız olmak istercesine masalara tek tek baktı. İstediğini alamamştı, ona
hoş geldin diyen biri de yoktu yüzünde bir düşme oldu, misafirperverlik
beklediği apaçıktı. Ama tanırdım böyle şahısları biri hoşgeldin dese yine
düşecekti yüzü, sululuktan hiç hoşlanmazdı çünkü böyle tipler. En köşedeki cam
kenarı masalardan birine geçti, tam karşıma. Saatlerce beklemiş edasına
geçmeden önce bir kaç saniye dik oturdu, beni ezemezsiniz güçlüyüm imajı
vermeye çalıştı, mesajın alındığını düşündüğü an yavaşça kendini bıraktı. Omuzları
küçüldü, sırtı eğildi ve bakışları yere doğru kaydı. Garsonun getirdiği menüye
baktı ve tabii ki hiç bir şey beğenmedi, kolay değildi beğenmesi böyle
tiplerin. Kusur yaratma konusunda çok başarılıydılar. Fiyat ve tahminine göre
bir kalite karşılaştırması yaptı. En efektif ürünü seçmeliydi, çünkü genellikle
tüm dünyanın onu kazıklamaya çalıştığını da düşünürdü canına kastetmedikleri
zamanlar için. Siparişini verdi. Etraftakileri süzdü tek tek, göbekli bir kıza
şişko dediğini duyar gibi oldum, uzun saçlı bir çocuğa burun kıvırdı, dövmeli
birinden kendisini sakınması gerektiğini düşündü, neşeyle gülen bir kadına kötü
gözlerle baktı, öpüşen bir çiftten de iğrendikten sonra sıra nihayet bana
geldi. Önce yüzümü inceledi. Gözlerindeki o küçümseme ifadesinden oldukça
rahatsız olmuştum ama bana öyle küçümseyici bakıyordu ki başka daha nerelerime
böyle bakacak diye de merak etmekten alıkoyamıyordum kendimi. Burnumun uzunluğuna
vurgu yaptı, bakışlarıyla nasıl yaptı hala anlamadım ama gerçekten o hissi
vermekte çok başarılıydı. Biraz sakallarıma da baktı, sonra gıdıma en sonda
şöyle bir cüsseme bakıp usulca kafasını çevirdi. Ama kafasını çevirene kadar ki
yarattığı faşizm, gözlerinden okunan şişkoların ölmesine dair bir çok doktrin
ve üç buçuk saat sürecek dram filmi havasıyla beni de göçertti. Telefonunu çıkardı,
yalnız değilim diye bağırsa bu kadar veremezdi bu mesajı, amaçsızca menülerde
gezdikten sonra kafasını kaldırıp bir kaç saniyeliğine beni tekrardan süzdü ve
tekrar kafasını telefonuna gömdü.
Garson siparişini masaya bırakmıştı. Gelen siparişini
inceledi. Tam da beklediği gibiydi. İşte burada da kazıkçı bir müessese ve tek
derdi gelen müşterileri yolmak olan standart hizmete pahalı bir karşılık
uygulayan allahsız bir yahudi; hatta allahsız kapitalist bir müslüman
yahudisiydi bu. Şikayetlene şikayetlene gelen siparişini tükettikten sonra
hesabı istedi. İsterken de gidip ödemekle masaya istemek arasında bir tereddüt
yaşadığı belliydi. Ürünün fiyatını bildiğinden pratikçe kasaya ödemek daha
avantajlıydı, ama ya tam kalktığı sırada münasebetsiz bir garson kendisinden
hesabı ödemesini isterse, yanlış anlaşılmaktan pekte hoşlanmayan biri olduğu
belliydi, böyle bir risk almak istemedi. Bu kadar yakın oturmanın da bir
avantajıydı bu, hislerinden, tavırlarına kadar her halini rahatça gözlemliyordum.
Bazen dışarrıdan geçen arabaların ışığı gözümü alıyordu, kontağımız kesiliyordu
ama yinede dibimdedi işte. Garsonun hesabı getirme süresi uzadıkça kendisine
sunulan hizmetten oluşan memnuniyetsizliği yüzüne vurmaya başladı. Yine parasıyla
rezil oluyordu bu iş bilmezlere. Oysa her şey çok basitti, sipariş ürün hesap
para ve para üstü işte bu kadar. Neden bunu anlamıyorlardı bu man kafalar. En sonunda!
İşte gelmişti hesabı, usulca daha önceden hazırladığı parayı koydu. Böyle
tipler her zaman parasını önceden hazırlar, hesap gelmeden, otobüse binmeden,
alışveriş yapmadan, kısaca her zaman... Şimdi de bahşiş gerginliğine
tutulmuştu. Üstünü bırakmalı mıydı, yoksa bu memnuniyetsizliğinin bir bedeli
olarak bırakmamalı mıydı. Neden bırakacakmışım canım, hakettiler mi sanki
halleriyle etrafı süzdü hesabın üstü olan bir kaç bozuk lirayı beklemeye
başladı. Evet gelen bir kaç lira bozukluğu da cebine attı. Beraberce kalktık. Yanyana
yürümeye başladık arada beni süzdüğünü farkedebiliyordum arada sanki bakışları
tam burnumun ucuna geliyordu. Yine çıkarken insanlar hakkında bir kaç nefret
içerikli paylaşımda bulundu. Kapıyı açtı, dışarı çıktık. Usulca boş sokakta
izimizi kaybettirdik. Camdaki yansıma geçtikten sonra bir daha görememiştim zaten onu. Neyse
canım görüp de ne yapacaktım hem böylelerinden here yerde bir doluydu.
Dünyayı sadece cumartesi akşamı niyetiyle yaşayanlara...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder